KARAYOLU TAŞIMA KANUNU VE YÖNETMELİĞİ
Yrd. Doç. Dr. Hakan KARAN
GİRİŞ
Türkiye’de eşya veya yolcu taşıma hizmetleri, genellikle karayoluyla
sağlanmaktadır. 2003 yılı itibariyle yurt içi eşya taşımacılığının %92’si,
yolcu taşımacılığının ise %96’sı karayoluyla gerçekleştirilmiştir. Buna
karşılık, uluslararası eşya taşımalarında bu oranın, ihraç taşımalarında %16,3
(Avrupa’ya %77,6), ithal taşımalarında ise %6,4 (Avrupa’dan %76,3)’lerde
kaldığı görülmektedir. Aynı dönemde Türkiye’de yolcu taşıma işiyle iştigal eden
işletmelerin sayısı 567 (bunların 155’i uluslararası yolcu taşımacılığıyla
uğraşmakta olup, 79 adedi uluslararası düzenli hatta sahiptir), uluslararası
eşya taşımacılığını meslek edinenler ise 996 adettir. Karayollarımızda toplam
koltuk sayısı 402.506 olan 9.527 adet otobüs (bunların toplam 73.852 adet
koltuk kapasiteli 1521’i uluslararası çalışmaktadır) ve toplam eşya taşıma
kapasitesi 1.314.637 ton olan 30.265 çekici, 34.245 yarı römork, 2.268 römork,
12.163 tanker ve 13.412 kamyon dolaşmaktadır.
Bütün bu veriler, Türk ekonomisi bakımından karayolu taşımacılığının ne kadar
önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, Türkiye, 19.07.2003
tarihine kadar karayolu taşımacılığının bilhassa idarî boyutunu düzenleyen
genel bir kanunu Meclisten çıkartamamıştır. Taşıma hizmetleri hakkındaki
düzenlemelerin çoğunluğu yönetmelik ve genelge düzeyinde kalmıştır.
Mevzuatımızdaki bu yetersizliği, Türkiye’nin karayolu taşımacılığı hakkında
milli bir politikaya sahip olmayışına dayandırmak mümkündür. Taşımacılık
alanında rol oynayan çeşitli menfaat gruplarının, bir araya gelerek müşterek
menfaatlerini yansıtacak bir kanun arayışına girmemeleri de, eksikliğin bir
diğer sebebi olarak gösterilebilir.
Ulaştırma Bakanlığının çabaları sonucu, nihayet 10.07.2003 tarihinde 4925
sayılı Karayolu Taşıma Kanunu, TBMM.de kabul edilmiş ve 19.07.2003 tarihinde de
25173 sayılı Resmi Gazetede ilân edilerek yürürlüğe sokulmuştur. Kanun,
“Başlangıç Hükümleri”, “Uluslararası Taşımalar”, “Sorumluluk ve Sigorta” ve
“Çeşitli Hükümler” başlıklı 4 kısımdan ve 38 maddeden ibarettir.
Ulaştırma Bakanlığınca Kanunun 34. maddesine dayanılarak hazırlanan Karayolu
Taşıma Yönetmeliği ise, 25.02.2004 tarihinde 25384 sayılı Resmi Gazetede
yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Toplam 90 maddeden oluşan bu Yönetmelikte
Kanunun 34. maddesinde sayılan hususlar hakkında düzenlemeye gidilmiştir.
İşbu makale, yıllar sonra mevzuatımızdaki önemli bir eksikliği doldurmak
maksadıyla çıkartılan Karayolu Taşıma Kanununu ve Yönetmeliğini değerlendirmek
için kaleme alınmıştır. Makalede Kanun ve Yönetmeliğin hukukumuza hangi
katkıları sağladığına, beklentileri ne ölçüde karşıladığına, varsa
zafiyetlerine işaret olunacak ve en önemlisi Kanunun 1. maddesinde ifade olunan
amaçlarla ve Avrupa Birliğini kuran Roma Antlaşmasının 74. maddesi çerçevesinde
oluşturulan ortak taşıma politikaları ile bağdaşıp bağdaşmadığı sorusuna cevap
aranacaktır. Bu maksatla Kanun ve Yönetmeliğin sadece önemli maddeleri, Kanunun
sistematiği içinde ele alınmaya çalışılacaktır.
I. BİRİNCİ KISIM: BAŞLANGIÇ HÜKÜMLERİ
A) AMAÇ
Kanunun 1. maddesi, ne gibi beklentilerle Kanunun vaz edildiğini
açıklamaktadır:
1) Karayolu
taşımalarını ülke ekonomisinin gerektirdiği şekilde düzenlemek,
2) Taşımada düzeni ve
güvenliği sağlamak,
3) Taşımacı, acente ve
taşıma işleri komisyoncuları ile nakliyat ambarı ve kargo işletmeciliği ve
benzeri hizmetlerin şartlarını belirlemek,
4) Taşıma işlerinde
istihdam edilenlerin niteliklerini, haklarını ve sorumluluklarını saptamak,
5) Karayolu
taşımalarının, diğer taşıma sistemleri ile birlikte ve birbirlerini tamamlayıcı
olarak hizmet vermesini ve mevcut imkânların daha yararlı bir şekilde
kullanılmasını sağlamak.
Türk Medeni Kanununun 1. maddesine göre kanunlar, sözüyle ve özüyle değindiği
bütün konularda uygulanacağından, Karayolu Taşıma Kanununun 1. maddesinde
sayılan amaçların, bu Kanunun özüyle değindiği hususların belirlenmesine
katkıda bulunacakları şüphesizdir.
Benzeri bir hükme Yönetmeliğin 1. maddesinde de rastlanmaktadır. Aralarındaki
yegane fark, Kanununda sayılan amaçlardan üçüncüsündeki “benzeri hizmetler”
kavramının içi doldurulmuş ve “lojistik işletmeciliği, taşıma işleri
organizatörlüğü, terminal işletmeciliği, oto kiralama işletmeciliği ve
dağıtıcılık” hizmetlerinin şartlarını belirlemek de Yönetmeliğin amaçları içine
sokulmuştur. Oysa Kanunun 34. maddesi, çıkartılacak yönetmelikte “benzeri
hizmetler” kavramına giren faaliyetleri saymak ve bunların şartlarını tespit
yetkisini Ulaştırma Bakanlığına vermiş değildir . Söz konusu maddede Bakanlığın
şartlarını belirlemeye yetkili olduğu hizmetler açıkça “taşımacılık, acente ve
taşıma işleri komisyonculuğu ile nakliyat ambarı ve kargo işletmeciliği” olarak
belirtilmiştir. Bakanlık, Yönetmelikte sayılan sair hizmetleri, ancak Kanunda
sayılan hizmetlerin alt kategorisi olması şartıyla ve ölçüsünde düzenleyebilir.
Bununla birlikte, Kanundan farklı olarak,Yönetmelik kaleme alınırken, AB taşıma
mevzuatı ile ve bilhassa “Karayolu ile Yapılan Eşya ve Yolcu Taşımacıları
Mesleğine Giriş ile Bu Taşımacıların Ulusal ve Uluslararası Taşımacılık
Alanında Serbest Yerleşim Özgürlüklerinin Etkin Kullanımını Teşvik Etmek Üzere
Diploma, Sertifika ve Diğer Ünvanların Karşılıklı olarak tanınmasını İçeren 29
Nisan 1996 tarihli ve 96/26/AT sayılı Konsey Direktifi ile uyumu sağlanmaya çalışılmıştır.
Ancak, bu uyumlaştırma aşamasında Anayasa gereği kanunla yapılması gereken
düzenlemelerin yönetmelikle gerçekleştirildiği görülmektedir.
B) UYGULAMA SAHASI
1- Kapsamdaki hususlar
Kanunun 2. maddesi gereğince uygulama sahasına aşağıdaki hususlar girmektedir:
1) Kamuya açık
karayolunda motorlu taşıtlarla yapılan yolcu ve eşya taşımaları: “Taşıma”
kavramı, Kanunun 3. maddesinde yolcunun taşıta bindiği veya eşyanın taşımacıya
teslim edildiği yerden varış noktasına götürülmesi şeklinde tanımlanmıştır.
Aynı maddeye göre “varış noktası” ise, yolcu bileti veya taşıma senedinde
gösterilen, yolcu veya eşyanın götürülmek istendiği yerdir.
Aslında eşya ve yolcu taşımalarını aynı kapsamda ele almak hatalıdır. Eşya
taşıması, eşyanın taşımacı tarafından tesellüm edildiği andan teslim edildiği
ana kadar ki süreci kapsayan bir faaliyet iken, yolcu taşıması, yolcunun taşıta
bindiği anda başlamakta ve taşıttan indiği anda sona ermektedir. Bu itibarla,
taşımanın sona ermesi için, eşya veya yolcunun varış noktasına götürülmesi
değil, eşyanın bu noktada gönderilene teslimi veya yolcunun taşıttan inmesi
lazımdır. Taşıma sözleşmesi kanunen zorunlu bir şekle bağlı tutulmadığından
eşyanın teslim edileceği veya yolcunun taşıttan ineceği yerin mutlaka yolcu
bileti veya taşıma senedi gibi bir belgede tevsik olunmasını aranmasının
gerekçesini de anlamak mümkün değildir. Zaten, Kanunun 6. maddesinde eşya
taşıma sözleşmelerinden farklı olarak, yolcu taşıma sözleşmelerinin mutlaka bir
senetle, yani yolcu biletiyle tevsiki de şart değildir.
Bir taşımanın Kanunun ve Yönetmeliğin kapsamı içinde değerlendirilebilmesi için
her şeyden önce “yolcu veya eşya” taşımaya yönelik olması gerekir. Eşya ve yük
kavramlarının yek diğerine ikame edilmesi, uygun olmamıştır .
Sadece “kamuya açık karayolunda yapılan” taşımalar, Kanunun ve Yönetmeliğin
uygulama sahasına girmektedir. Kanunun amacı karayolunda yapılan taşımaları
düzenlemek olduğuna göre, deniz, iç sular, hava ve demiryolu taşımalarının
kapsam dışı tutulması mantıkidir. Karma taşıma halinde ise “network prensibi”
gereği, taşıma karayolunda (trafik için kamunun yararlanmasına açık olan arazi
şeridi, yol, otoyol, köprüler ve benzeri yapı ve alanlarında) cereyan ettiği
sürece Kanun ve Yönetmelik hükümleri uygulanacaktır.
2) Taşıma işleri
işletmecileri: Kanunun 3. maddesine göre, “taşıma işleri işletmecileri”, taşıma
işlerinde faaliyette bulunan taşımacı, acente, taşıma işleri komisyoncusu ile
nakliyat ambarı ve kargo işletmecileridir.
a) Taşımacılar: Taşıma işleri işletmecilerinden ilki,
taşımacılardır. Kanun koyucu bu suretle, Türk Ticaret Kanununun kullandığı
“taşıyıcı” kavramını değil, CMR’nin Türkçe tercümesinde kendisinden
yararlanılan “taşımacı” kavramını tercih etmiş gözükmektedir. Kanunun 3.
maddesine göre “taşımacı”, taşımacı yetki belgesine sahip olan ve kendi nam ve
hesabına taşımayı bir ücret karşılığı üstlenen gerçek veya tüzel kişidir. Türk
Ticaret Kanununun 762. maddesinden farklı olarak, taşımacının yetki belgesine
sahip olması aranmak suretiyle, Karayolu Taşıma Kanununun uygulama sahası
daraltılmıştır. Kanunda idarî düzenlemeler yanında, özel hukuk hükümlerine de
yer verildiğinden, böyle bir sınırlandırmanın ne kadar yararlı olduğu
tartışılabilir. Örneğin, yetki belgesi olmadığı halde, yolcu taşıyan bir kişiye
zorunlu mali mesuliyet sigortasını yaptırmadığı için ceza vermek, bu kişi,
Kanunun uygulama sahası dışında kaldığından mümkün gözükmemektedir.
b) Taşıma acenteleri: Taşıma işleri işletmecilerinden
diğer bir grup, taşıma acenteleridir. Kanunun 3. maddesinde “taşıma acenteleri”nin,
Türk Ticaret Kanununun 116. maddesindeki “acente” tanımına uygun olarak, ticarî
mümessil, ticarî vekil, satış memuru veya müstahdem gibi bağımlı bir sıfatı
olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak belirli bir yer veya bölge içinde daimî
surette bir veya birden fazla taşımacıyı ilgilendiren sözleşmelerde aracılık
etmeyi ve onlar adına taşıma sözleşmesi yapmayı meslek edinen kişilerden
oluştuğu açıklanmıştır.
b) Taşıma işleri komisyoncuları: Taşıma işleri
komisyoncuları, Kanunun 3. maddesinde, Türk Ticaret Kanununun 808. maddesiyle
ahenk halinde, ücreti karşılığında kendi namına ve bir müvekkil hesabına eşya
taşıtmayı meslek edinmiş kişiler olarak tanımlanmıştır.
c) Nakliyat ambarı işletmecileri: Kanunun 3.
maddesine göre, “nakliyat ambarı işletmecileri”, bağımsız bir işyerinin
kullanım hakkına sahip olan ve eşyayı teslim alarak kendi gözetim ve denetimi
altında; yükleme, boşaltma, depolama, istifleme, aktarma ve gönderilene teslim
gibi hizmetleri yerine getiren, taşımayı yapan veya yaptıran ve bundan doğacak
sorumluluğu üstlenen kişilerdir .
e) Kargo işletmecileri: Kanun 3. maddesinde
tanımlanan “kargo işletmeleri”, bağımsız bir işyerinin kullanma hakkına sahip
olan ve kargoyu teslim alarak kısa sürede gönderilene ulaştırmak amacıyla kendi
gözetimi ve denetimi altında yükleme, boşaltma, depolama, istifleme, aktarma ve
gönderilene teslim gibi hizmetleri yerine getiren, taşımayı yapan veya yaptıran
ve bundan doğacak sorumluluğu üstlenen kişilerdir. “Kargo” ise, tek parçada en
fazla yüz kilogramı geçmeyen genellikle ambalaj ve kap içerisinde olan küçük
boyutlu koli, sandık, paket gibi parça eşyadır.
Ulaştırma Bakanlığı, çıkarttığı Yönetmelikte, Yönetmeliğin amacını kaleme
alırken de yaptığı gibi, Kanunun 34. maddesine aykırı olarak Yönetmeliğin
kapsamına giren “taşıma işleri işletmecileri”nin sayısını arttırmıştır:
a) Lojistik işletmecileri: Yönetmeliğin 4. maddesinde
tanımlanan “lojistik işletmecileri”, kendi nam ve hesabına taşımacılık yapmakla
beraber, bağımsız bir işyerinin kullanım hakkına sahip olarak müşterilerine ait
eşyayı teslim aldıktan sonra kendi gözetim ve denetimi altında yükleme,
boşaltma, depolama, istifleme, paketleme, tasnif, etiketleme, satış veya
pazarlama, sipariş planlaması, dağıtım, tedarik, nakliye ve benzeri hizmetleri
üstlenen gerçek ve tüzel kişilerdir. Lojistik işletmecisi ile nakliyat ambarı
işletmeci arasındaki en önemli fark, birincisinin, tasnif, etiketleme, satış,
pazarlama, sipariş planlaması, dağıtım, tedarik gibi doğrudan taşıma işlerinden
sayılamayacak işlerle meşguliyetinin aranmasıdır. Kanunda, lojistik
işletmecisinin düzenlenmemesinin en önemli sebebi de bu fark olsa gerektir.
Kanunun ve dolayısıyla Yönetmeliğin düzenleme amacı içine girmeyen bir konunun
Yönetmelikle ele alınması, Kanunun 34. maddesine aykırıdır .
b) Taşıma işleri organizatörleri: Taşıma işleri
organizatörleri de, Yönetmeliğin 4. maddesinde tanımlanmıştır. Buna göre,
Kanun, bu Yönetmelik ve ilgili diğer mevzuatın taşımacılık sıfatı ile faaliyet
gösterenlere getirdikleri yükümlülük ve sorumluluklar çerçevesinde taşımacı
kabul edilerek, bu Yönetmeliğe göre yetki belgesi almış gerçek ve tüzel
kişilerin imkan, kabiliyet ve kapasiteleri ile gerektiğinde diğer taşıma
türlerinden de yararlanarak veya bunları kullanarak kombine taşımacılık dahil,
kendi nam ve hesabına taşıma yaptırarak taşıma faturası düzenleyecek tüzel
kişiler, taşıma işleri organizatörleridir. Taşıma işleri organizatörleri, esas
itibariyle, taşımacılık işini organize eden kişilerdir. Anılan kişiler,
gönderene karşı taşımayı organize ederken taşımanın tüm ayaklarını
üstlendiklerinden zaten taşımacı sayılırlar. Gönderen ile olan ilişkisinde
taşımacı olan organizatör, kendisine karşı taşıma taahhüdünde bulunan fiili
taşımacılara karşı gönderen konumundadır. Binaenaleyh, taşımacı olması
dolayısıyla Kanunun kapsamına giren böyle bir kişinin, ayrı bir sıfatla
Yönetmeliğin kapsamına sokulmasını ihtiyatla karşılamak gerekir. Yönetmelikte
bu kişiler düzenlenecek ise, taşımacının bir alt türü olarak ele alınmaları
daha doğru olurdu. Yönetmelik, organizatörlükle uğraşabilecek kişileri, sadece
tüzel kişilere hasretmiştir ki, böyle bir sınırlandırmanın Anayasanın çalışma
özgürlüğünü teminat altına alan 48. maddesi ile bu özgürlüğün ancak kamu yararı
ile ve kanunla sınırlandırılabileceğini emreden 13. maddesine aykırı olduğu
ortadadır.
Diğer yandan Türk hukukuna Yönetmelik ile adaptasyonu sağlanmaya çalışılan
96/26/AT sayılı Konsey Direktifinin kapsamı hem Kanununkinden, hem de
Yönetmeliğinkinden daha dar tutulmuştur. Direktifin 1. maddesine göre sadece
eşya veya yolcu taşımacılığını üstlenen kişiler bu düzenlemeye tâbidir. Bu
itibarla, Yönetmelikte, diğer taşıma işleri işletmecilerinin kapsamının
genişletilmesi, AB düzenlemeleri ile de ahenk halinde değildir.
c) Terminal işletmecileri: Kanunun 34. maddesine
aykırı olarak kapsamına aldığı “terminal işletmecileri”nin Yönetmelikte
tanımlanmadığı görülmektedir.
d) Dağıtıcılar: Tek parçada en fazla 5 kilogram
ağırlığındaki kargoların kısa sürede kapıdan kapıya kendi nam ve hesabına
dağıtımını yapacak gerçek ve tüzel kişiler, Yönetmeliğin 4. maddesinde
“dağıtıcı” olarak adlandırılmışlardır. Aslında söz konusu kişiler, Kanun
anlamında “kargo işletmecisi” iken, Yönetmelikte ayrı bir kategoriye
sokulmuşlardır. Dağıtıcıları, kargo işletmecilerinden ayıran yegane unsur,
onların 100 kg. yerine, 5 kg.ı geçmeyen kargoları taşımayı üstlenmiş
olmalarıdır. Yönetmelik içinde, dağıtıcılar ayrıca düzenlenmek isteniyorsa,
bunların kargo işletmecilerinin bir alt türü olarak ele alınmaları gerekirdi.
e) Oto kiralama işletmecileri: Yönetmeliğin 4.
maddesine göre müşterilerine ticarî amaçla sürücülü veya sürücüsüz olarak 15+1
ve daha az koltuk kapasitesine sahip yolcu taşımaya mahsus taşıtları yurtiçinde
ve/veya uluslararasında olmak üzere, yazılı bir sözleşmeye dayanan bir bedel
karşılığı ve belli bir süre için kiraya vermek şeklinde faaliyet gösterecek
gerçek ve tüzel kişilere “oto kiralama işletmecileri” denir. Kanunda düzenlenen
kişi gruplarından herhangi birine dahili mümkün olmayan oto kiralama
işletmecilerinin Yönetmelik ile düzenlenmesi, Kanunun 34. maddesine aykırılık
teşkil etmektedir.
4) Taşıma işlerinde çalışanlar: Kapsamına girdiği
halde “taşıma işlerinde çalışanlar” olarak isimlendirilen kişilerden ne
anlaşılması gerektiğine dair bir hükme Kanunda rastlanılamamıştır. Kanaatimizce
bu kişiler, taşıma işleri işletmecilerinin işletmelerinde taşıma işini görmek
üzere istihdam olunan işçilerdir. Bu itibarla, “taşıma işlerinde çalışanlar”
ibaresinin anlamı, çalışanların mutlaka taşıma işinde görev almasına
bağlandığından, Borçlar Kanununun 55. maddesindeki “istihdam edilen kişiler” ve
Türk Ticaret Kanunun 782. maddesindeki “yardımcıları” kavramından daha dardır.
Böyle bir sınırlamanın bilhassa taşımacının yükümlüklerinde ve
sorumluluklarında önemli sonuçlar doğuracağı muhakkaktır.
5) Taşımalarda yararlanılan her türlü taşıt, araç, gereç, yapılar ve
benzerleri: Kanunda tanımlanmayan bu nevi araç, gereç ve yapıların ortak
özelliği kendilerinden taşımalarda yararlanılıyor olmasıdır. Yönetmeliğin 4.
maddesinde bunlardan bazılarının (örn. antrepo, çekici, depo, eşya/kargo
terminali, geçici depolama yeri, kamyon, kamyonet, kargo tasnif ve aktarma
merkezi, motorlu taşıt, otobüs, otomobil, römork, taşıt katarı, yarı römork,
yolcu terminali vs.) açıklandığı görülmektedir.
2- Kapsam dışı hususlar
Kanunun 2. maddesinin II. fıkrasında, bazı taşıma türleri Kanunun uygulama
sahasının dışına çıkartılmıştır:
1) Özel otomobillerle ve bunların römorklarıyla yapılan taşımalar,
2) Genel ve katma bütçeli dairelerle, il özel idareleri, belediyeler,
üniversiteler ve kamu iktisadî teşebbüslerine ait otomobillerle yapılan
taşımalar,
3) Türk Silahlı Kuvvetlerine ait motorlu taşıt ve bunların römorkları ile
yapılan taşımalar,
4) Lastik tekerlekli traktörlerle çekilen römorklarla yapılan taşımalar.
2. maddenin III. fıkrasında, il sınırları içerisindeki taşımalar ile yüz
kilometreye kadar olan şehirlerarası taşımaların düzenlenmesi il ve ilçe trafik
komisyonları ile işbirliği yapılmak suretiyle ilgili valiliklere, belediye
sınırları içerisindeki şehiriçi taşımalar belediyelere bu Kanuna göre
düzenlenecek yönetmelik esasları dahilinde bırakılabileceği düzenlenmiştir.
Son fıkrada, uluslararası anlaşmalar ile savaş hali, sıkıyönetim, olağanüstü
hal ve doğal afet durumlarında uygulanacak hükümler saklı tutulmuştur. Böylece
Anayasanın 90. maddesi gereğince usulen yürürlüğe sokulan CMR gibi
milletlerarası anlaşmaların üstünlüğü kabul edilmiştir.
Kanunun kapsamına girmeyen hususlar belirlenirken, 96/26/AT sayılı Konsey
Direktifinin 2. maddesine uygun hareket edildiği anlaşılmaktadır.
C) GENEL TAŞIMACILIK KURALLARI
Kanunun 4. maddesinde taşımacılıkta hâkim genel kurallar sayılmıştır: Buna
göre, taşımalar,
(1) ekonomik,
(2) seri,
(3) elverişli,
(4) güvenli,
(5) çevreye kötü etkisi en az ve
(6) kamu yararını gözetecek tarzda
(7) serbest rekabet ortamında gerçekleştirilmelidir.
Yönetmeliğin 5. maddesinde de benzeri bir düzenleme bulunmaktadır. Aralarındaki
yegane fark, Yönetmelikte “genel sağlığın, fert, toplum ve çevre sağlığının” da
taşımacılık esnasında göz önünde bulundurulması gerekli değerler arasında
sayılmasıdır ki, zaten bunlar Kanunun 4. maddesi kapsamına giren hususlardır.
Bu sebeble, Yönetmeliğin anılan hükmünün, genişletici değil, açıklayıcı tarzda
kaleme alındığı söylenebilir.
D) YETKİ BELGESİ
1- Genel olarak
Kanunun 5. maddesinin I. fıkrasında, taşımacılık, acentelik ve taşıma işleri
komisyonculuğu ile nakliyat ambarı ve kargo işletmeciliği yapabilmek için
Bakanlıktan yetki belgesi alınması zorunluluğu getirilmiştir. Yönetmeliğin 6.
maddesinde ise, Kanunda sayılmamasına rağmen, lojistik işletmeciliği, taşıma
işleri organizatörlüğü dağıtım işleri, terminal işletmeciliği, oto kiralama
işletmeciliği için de yetki belgesi alınması gerektiği düzenlenmiştir.
Bunlardan taşıma işleri organizatörleri, taşımacılık, dağıtım işleri ise, kargo
işletmeciliğinin bir alt türü olmaları dolayısıyla bu nevi faaliyetler için
yetki belgesi aranması Kanun çerçevesinde mümkün iken, lojistik işletmeciliği,
terminal işletmeciliği, oto kiralama işletmeciliği hakkında Yönetmelik ile
böyle bir zorunluluk getirilmesi, Kanunun 5. maddesinin II. fıkrası ile 34.
maddesine aykırıdır. Ulaştırma Bakanlığı, bu maddelere göre sadece
taşımacıların, acentelerin, taşıma işleri komisyoncularının, nakliyat ambarı ve
kargo işletmecileri hakkında düzenleme yapmaya muktedirdir.
Taşıma işleri için yetki belgesini arayan Kanun ve yönetmelik hükümleri, taşıma
işlerinin düzenli bir ortamda icrasına hizmet etmekte ve taşıma sektöründeki
bir boşluğu doldurmaktadır. Günümüzde AB üyeleri dahil, bütün modern devletler
yetki belgesi olmadıkça taşımacılık mesleğiyle iştigale izin vermemektedir.
Kanunun 26. maddesinde yetki belgesi almadan taşıma işinde faaliyette
bulunanlara beşmilyar TL para cezası verileceği hükme bağlanmıştır.
2- Türleri
Ulaştırma Bakanlığı, 34. maddenin vermiş olduğu yetkiye dayanarak Yönetmeliğin
11. maddesinde yetki belgesi türlerini belirlemiş ve bunları taşıma
hizmetlerinin türüne göre sınıflandırmıştır:
A Yetki Belgesi, otomobil ile yolcu taşımacılığı ve oto kiralama işletmeciliği
yapacak kişilere ; B Yetki Belgesi, ticarî amaçla otobüs ile uluslararası yolcu
taşımacılığı yapacak kişilere; C Yetki Belgesi, ticarî amaçla uluslararası eşya
taşımacılığı yapacak kişilere; D Yetki Belgesi, ticarî amaçla otobüs ile
şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapacak kişilere; E Yetki Belgesi, ticarî
amaçla yolcu ve eşya taşımacılığı yapacak kamu kurum ve kuruluşlarına; F Yetki
Belgesi, ticarî amaçla yolcu taşımacılığı konusunda acentelik yapacak kişilere;
G Yetki Belgesi, ticarî amaçla eşya ve kargo taşımacılığı konusunda acentelik
yapacak kişilere; H Yetki Belgesi, ticarî amaçla eşya taşımacılığı konusunda
komisyonculuk yapacak kişilere; K Yetki Belgesi, ticarî amaçla yurtiçi eşya
taşımacılığı yapacak kişilere; L Yetki Belgesi, ticarî amaçla lojistik
işletmeciliği yapacak kişilere ; M Yetki Belgesi, ticarî amaçla kargo
işletmeciliği yapacak kişilere; N Yetki Belgesi, ticarî amaçla il sınırları
içinde ve yurtiçi nakliyat ambarı işletmeciliği yapacak kişilere; P Yetki
Belgesi, dağıtıcılık yapacak kişilere ; R Yetki Belgesi, ticarî amaçla yurtiçi
ve uluslararasında taşıma işleri organizatörlüğü yapacak tüzel kişilere ve T
Yetki Belgesi, terminal işletmeciliği yapacak tüzel kişiler ile kamu kurum ve
kuruluşlarına verilir.
Yönetmeliğin 13. maddesinde, yetki belgesi alabilmek için daha ağır şartlara
tâbi kılınan taşıma işleri işletmecilerinin, daha az şart gerektiren bir başka
bir faaliyeti yürütmelerine imkân tanınmıştır. Buna göre, A2 yetki belgesi
sahipleri A1; B1 yetki belgesi sahipleri B2, D1 ve D2; B2 yetki belgesi sahipleri
D2; C2 yetki belgesi sahipleri C3 ve K1; C3 yetki belgesi sahipleri K3; D1
yetki belgesi sahipleri D2; L1 yetki belgesi sahipleri K3; L2 yetki belgesi
sahipleri C3, K1, L3 ve L1, M3 yetki belgesi sahipleri M2 ve M1; N2 yetki
belgesi sahipleri N1; P2 yetki belgesi sahipleri P1; R2 belgesi sahipleri R1
belgesini bedelini ödemek kaydıyla başkaca bir şart aranmaksızın
alabileceklerdir. Ek faaliyette bulunacak işletmelerin, niçin ikinci bir belge
almaya ve bilhassa ücret ödemeye mecbur kılındıkları belirsizdir. Keza
aralarındaki yegane fark taşıdıkları kargoların ağırlığı olduğuna göre, M türü
yetki belgesi altında çalışan kargo işletmecilerinin de başka bir şart
aranmaksızın, P türü yetki belgesi altında faaliyet göstermelerine izin
verilmesi gerekirdi.
3- Şartları
Kanunun 5. maddesinin II. fıkrasında, yetki belgesi tahsisi, taşımaları ülke
ekonomisinin gerektirdiği şekilde düzene bağlamak için aşağıda açıklanan üç
şarta bağlanmıştır. Bu şartların esasen 96/26/AT sayılı Konsey Direktifinin 3.
maddesinden esinlenerek hazırlandığı anlaşılmaktadır.
1) Meslekî saygınlık: Yönetmeliğin 4. maddesine göre, “mesleki saygınlık”,
ticarî alanda ve mesleğin icrası ile ilgili konularda kötü şöhret sahibi
olmamayı gerektirir. Bir kişinin kötü şöhrete sahip olup olmadığı, izafi bir
husus olduğundan, bunun şartlarının daha da somutlaştırılması ve mümkün mertebe
Bakanlığın yetkisinin daraltılması lazımdır.
Her ne kadar 96/26/AT sayılı Konsey Direktifinin 3. maddesi, mesleki saygınlık
kriterinin gerçekleşmesi için aranan şartların içeriğini belirleme yetkisini
üye devletlere bırakmışsa da, üye devletlere mesleki saygınlığı zedeleyen
halleri sayarak onlara yol göstermişlerdir. Bunlardan en önemlisi, taşıma
işiyle iştigal eden kişinin yürüttüğü ticaret dolayısıyla mahkûm olmasıdır. Bu
maksatla Yönetmeliğin 13. maddesinde, yetki belgesi talep eden gerçek kişilerde
sahip ve/veya temsil ve ilzama yetkili yöneticilerin, anonim şirket
statüsündeki tüzel kişiliklerde, yönetim kurulu başkan ve üyeleri, genel müdür
ve temsil ve ilzama yetkili yöneticilerin, diğer şirket statüsündeki tüzel
kişilerde, tüm ortakların ve bu tüzel kişiliği temsil ve ilzama yetkili
yöneticilerin, taşıma kooperatiflerinde, yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile
kooperatifi temsil ve ilzama yetkili yöneticilerin, kaçakçılık, dolandırıcılık,
dolanlı iflas, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, uyuşturucu ve silah
kaçakçılığı, kaçak insan taşımacılığı veya ticareti, hırsızlık, rüşvet, 3713
sayılı Terörle Mücadele Kanunu ile 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri ile
Mücadele Kanununa giren suçlardan hürriyeti bağlayıcı ceza ile hükümlü
bulunmaları halinde, kötü şöhrete sahip oldukları varsayılarak yetki belgesi
almalarına müsaade edilmemiştir.
96/26/AT sayılı Konsey Direktifinin 3. maddesi, bir taşımacının meslekteki çalışma
ve ücret koşullarını veya karayolu mal veya yolcu taşımacılığı faaliyetini
düzenleyen kuralları ciddi biçimde ihlâl etmesinden dolayı mahkûmiyet alanların
da kötü şöhrete sahip olduğunu kabul etmektedir ki, böyle bir mahkûmiyet,
Kanunun 5. maddesi gereğince yetki belgesinin verilmesini engelleyecektir.
2) Meslekî yeterlilik: Yönetmeliğin 4. maddesinde tanımlandığı şekliyle mesleki
yeterlilik, mesleğin icrası ile ilgili eğitim, bilgi, beceri ve donanıma sahip
olmaktır. Mesleğe atılacak kişilerin meslek öncesinde ve ardından da meslek
içinde mesleki yeterlilik eğitimine ve sınavına tâbi tutulması, anılan
yeterliliğin sağlanmasında ve korunmasında yardımcı olacaktır.
Yönetmeliğin 12. maddesinde bu maksatla, gerçek kişiyi veya tüzel kişiyi
temsile yetkili yöneticiler ile yönetim kurulu üyelerinden en az birinin,
taşımacılık faaliyetini sevk ve idare eden personelden müdür veya idareci,
sürücü, bilet satış görevlilerinin Bakanlıkça belirlenecek kamu ve özel kurum
ve kuruluşlarınca verilecek mesleki yeterlilik eğitimini almaları ve bu eğitim
sonunda yapılacak sınavı başararak mesleki yeterlilik belgesine sahip olmaları
zorunlu kılınmıştır.
Yönetmeliğin 87. maddesine göre, mesleki yeterlilik eğitimleri ile ilgili usul
ve esaslar, eğitim müfredatı, eğitimin süresi, sınav, mesleki yeterlilik
belgesinin şekli ve diğer hususlar bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren Bakanlıkça altı ay içinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe
konulacak bir Yönetmelik ile düzenlenecektir. Bu Yönetmelikte Avrupa Birliği (AB)
düzenlemeleri ve özellikle 96/26/AT sayılı Konsey Direktifi dikkate
alınacaktır. Direktifin 3. maddesine göre Üye Devletler, mesleki yeterlik için
EK1’de sayılan konularda (hukuk, işletme, pazara giriş, taşıma tekniği,
karayolu güvenliği) çoktan seçmeli yazılı ve sözlü iki sınav yapmak
zorundadırlar.
3) Malî yeterlilik: Yetki belgesi alabilmek için aranan kriterlerden üçüncüsü
ve en önemlisi mali yeterliliği haiz olmaktır. Yönetmeliğin 4. maddesi,
96/26/AT sayılı Konsey Direktifinin 3. maddesine uygun olarak mali yeterliliği,
Yönetmelik kapsamındaki faaliyetlerle ilgili bir işletmenin kurulmasını, iyi
yönetilmesini ve işletilmesini sağlamaya yönelik gerekli mali kaynaklara sahip
olmak şeklinde tanımlamıştır. Yönetmeliğin 13. maddesi de, Kanun ve Yönetmelik
kapsamındaki taşıma işleri işletmecilerinin yetki belgesi almadan önce sahip
olmaları gereken mali yeterlilik şartlarını tespit etmiştir:
Yetki Belgesi Türü Taşıt ve koltuk şartı Asgari sermaye şartı Diğer şartlar
A1 4 adet özmal otomobil 20 Milyar TL Kapalı durak
A2 5 adet özmal otomobil 40 Milyar TL Kapalı durak
A3 10 adet özmal otomobil 80 Milyar TL Kapalı durak
B1 En az 25 koltuk kapasiteli özmal ticarî otobüste toplam 250 koltuk 100
Milyar TL Terminal ve onaylı düzgün hat sözleşmesi
B2 Toplam en az 125 koltuk kapasiteli özmal ticarî otobüs 50 Milyar TL -
B3 En az bir adet özmal otobüs - -
C1 En az bir adet eşya taşımaya mahsus özmal ticarî taşıt 100 Milyar TL -
C2 En az 10 birim olmak üzere toplam 300 ton istiap haddinde eşya taşımaya
mahsus özmal ticari taşıt filosu 100 Milyar TL -
C3 En az 3 adet olmak üzere toplam 50 ton istiap haddinde eşya taşımaya mahsus
özmal ticari taşıt filosu 25 Milyar TL -
D1 En az 25 koltuk kapasiteli özmal ticari otobüs olmak üzere toplam 200 adet
koltuk kapasitesi 60 Milyar TL Terminal ve ara durak
D2 En az 25 koltuk kapasiteli özmal ticari otobüs olmak üzere toplam 100 adet
koltuk kapasitesi 30 Milyar TL -
D3 En az bir adet özmal otobüs - -
E1 En az 25 koltuk kapasiteli ticari otobüs olmak üzere toplam 150 adet koltuk kapasitesi
60 Milyar TL Terminal ve ara durak
E2 En az 8 birim olmak üzere toplam 200 ton istiap haddinde eşya taşımaya
mahsus özmal ticari taşıt 70 Milyar TL -
F1 - Köylerde 0, ilçelerde 2 ve illerde 6 milyar TL (Her bir şube için bir
katı) Büro veya kullanım hakkı veacentelik sözleşmesi
F2 - 6 milyar TL (Her bir şube için bir katı) Büro veya kullanım hakkı
veacentelik sözleşmesi
G1 - 20 Milyar TL 30 milyar TL değerinde kati ve süresiz Banka teminat mektubu,
acentelik sözleşmesi ve 30 m2 taşınmaz
G2 - 30 Milyar TL 60 milyar TL değerinde kati ve süresiz Banka teminat mektubu,
acentelik sözleşmesi ve 30 m2 taşınmaz
G3 - 20 Milyar TL 30 milyar TL değerinde kati ve süresiz Banka teminat mektubu,
acentelik sözleşmesi ve 20 m2 taşınmaz
G4 - 30 Milyar TL 60 milyar TL değerinde kati ve süresiz Banka teminat mektubu,
acentelik sözleşmesi ve 20 m2 taşınmaz
H1 - 20 Milyar TL 80 milyar TL değerinde kati ve süresiz banka teminat mektubu
ve büro
H2 - 40 Milyar TL 100 milyar TL değerinde kati ve süresiz banka teminat mektubu
ve büro
K1 Gerçek kişiler için en az 25 ton istiap haddinde, tüzel kişileri için en az
75 ton istiap haddinde eşya taşımaya mahsus özmal ticari taşıt filosu 10 Milyar
TL -
K2 En az bir adet eşya taşımaya mahsus özmal ticari taşıt - -
K3 En az 30 ton istiap haddinde eşya taşımaya mahsus özmal ticari taşıt filosu
5 Milyar TL -
L1 En az 100 ton istiap haddinde eşya taşımaya mahsus özmal ticari taşıt filosu
250 Milyar TL 1000 m2lik (şube için 200 m2lik) kapalı alan veya bunlar yerine
175 milyar TL değerinde kati ve süresiz Banka teminat mektubu
L2 En az 150 ton istiap haddinde eşya taşımaya mahsus özmal ticari taşıt filosu
500 Milyar TL 2500 m2lik (şube için 200 m2lik) kapalı alan veya bunlar yerine
350 milyar TL değerinde kati ve süresiz Banka teminat mektubu
M1 En az üç adet eşya taşımaya mahsus özmal ticari taşıt 12 Milyar TL 200 m2lik
(şube için 20 m2lik) kapalı alan
M2 En az 30 adet eşya taşımaya mahsus özmal ticari taşıt 250 Milyar TL En az 21
ilde örgütlenme ve 400 m2lik (şube için 20 m2lik) kapalı alan
M3 En az 20 adet olmak üzere toplam 150 ton istiap haddinde eşya taşımaya
mahsus özmal ticari taşıt 500 Milyar TL 400 m2lik (şube için 20 m2lik) kapalı
alan ve en az bir yurt dışı şubesi veya acentesi
N1 En az 4 adet eşya taşımaya mahsus özmal ticari taşıt 15 Milyar TL 100 m2lik
(şube için 10 m2lik) kapalı alan
N2 İstiap hadleri toplamı 100 ton olan en az 10 adet eşya taşımaya mahsus özmal
ticari taşıt 50 Milyar TL En az 6 ilde örgütlenme ve 200 m2lik (şube için 30
m2lik) kapalı alan
P1 En az 5 adet iki tekerlekli olanlar dahil motorlu özmal taşıt 12 Milyar TL
20 milyar TL değerinde kati ve süresiz Banka teminat mektubu, 100 m2lik (şube
için 20 m2lik) kapalı alan ve en az 5 adet dağıtıcı eleman
P2 En az 30 adet iki tekerlekli olanlar dahil motorlu özmal taşıt 250 Milyar TL
100 milyar TL değerinde kati ve süresiz Banka teminat mektubu, en az 14 ilde
örgütlenme, 100 m2lik (şube için 20 m2lik) kapalı alan ve en az 30 adet
dağıtıcı eleman
R1 - 225 Milyar TL Sermaye şirketi şeklinde kurulma, 200 milyar TL değerinde
kati ve süresiz Banka teminat mektubu
R2 - 500 Milyar TL Sermaye şirketi şeklinde kurulma, 400 milyar TL değerinde
kati ve süresiz Banka teminat mektubu
T1 - 500 Milyar TL Sermaye şirketi şeklinde kurulma, Terminal mülkiyeti veya
100 milyar TL değerinde kati ve süresiz Banka teminat mektubu
T2 - 100 Milyar TL Sermaye şirketi şeklinde kurulma, terminal mülkiyeti veya 25
milyar TL değerinde kati ve süresiz Banka teminat mektubu
T3 - 100 Milyar TL Sermaye şirketi şeklinde kurulma, terminal mülkiyeti veya 25
milyar TL değerinde kati ve süresiz Banka teminat mektubu
Yukarıdaki şartlar incelendiğinde, Yönetmeliğin mesleğe girişi, önceki
dönemlere kıyasla oldukça ağır mali şartlara tâbi tuttuğu görülmektedir.
Anayasanın 48. maddesinin I. fıkrasına göre, herkes, dilediği alanda çalışma ve
sözleşme hürriyetine sahip iken, her bireyin Yönetmelikte aranan, taşıt,
sermaye, banka teminat mektubu ve diğer şartları gerçekleştirmesi ve taşıma
işleriyle uğraşması ihtimali oldukça azalmış ve neredeyse ortadan kalkmıştır.
Anayasanın 13. maddesi gereği Devlet, temel hak ve hürriyetlerimizden çalışma
ve sözleşme hürriyetini, ancak milli egemenliği, Cumhuriyeti, kamu düzenini,
genel asayişi, kamu yararını, genel ahlakı ve genel sağlığı korumak maksadıyla
çıkaracağı bir kanunla sınırlandırabilir. Binaenaleyh, sınırlandırma için usuli
ve maddi iki şartın gerçekleşmesi gerekir:
1) Çalışma ve sözleşme hürriyeti ancak kanunla sınırlandırabilir. TBMM. bu
yetkiyi başka bir organa ve özellikle bir Bakanlığa bırakamaz. Her ne kadar
Kanunun 34. maddesinde taşıma işleri işletmecilerine yetki belgesi verilirken
aranacak şartları belirleme yetkisi, Yönetmelik çıkartmak suretiyle Ulaştırma
Bakanlığına tahsis edilmiş ise de, çalışma ve sözleşme hürriyetini ilgilendiren
böyle bir konuda Kanunun alt ve üst şartları belirlemeksizin yetkiyi tamamen
Ulaştırma Bakanlığına devretmesi, Anayasanın 13. maddesi icabı mümkün değildir.
Meclis, kendisine ait olan ve ileride ne surette kullanılacağını öngöremediği
bir düzenleme yetkisini, Bakanlık dahil hiçbir kuruma bahşedemez. Bakanlığın
çıkartmış olduğu Yönetmeliğin 13. maddesinin, Anayasanın 48 ve 13. maddeleri
uyarınca iptali gerekir. Her ne kadar, 96/26/AT sayılı Konsey Direktifinin 3.
maddesi iç hukukumuza kazandırılmak isteniyorsa da, Ulaştırma Bakanlığının
Anayasaya aykırı bir prosedürü tercih ettiği ortadadır.
2) Çalışma ve sözleşme hürriyeti, ancak kamu yararı sebebiyle
sınırlandırılabilir. Taşımacılık sahasında kamu yararı saptanırken
sınırlandırmanın bilhassa Anayasanın 48. maddesinin II fıkrasında ifade edilen
milli ekonomiye katkısını ortaya koymak gerekir. Milli ekonomimize katkı
sağlamayan bir sınırlandırmaya TBMM. dahi yetkili değildir. Meclis de bu
sebeble vaz ettiği Karayolu Taşıma Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amaçları
arasında karayolu taşımalarını ülke ekonomisinin gerektirdiği şekilde
düzenlemeyi de saymıştır. O halde öncelikle araştırılması gereken husus,
çalışma özgürlüğünü sınırlandıran yetki belgesi şartlarının hangi milli
ekonomik gerekçeler ile tespit edildiğidir:
a) Büyük işletme politikası: Batılı devletler, güçlü sermaye yapıları ve
organizasyonları sayesinde yüksek ücret karşılığında kaliteli emek istihdam
edebilen, iyi pazarlama teknikleri sayesinde verdiği hizmetin kalitesini
arttırıp, maliyetini düşürebilen, büyük ölçekli yatırımlara ve araştırmalara
girişebilen, vergi kaçakçılığını azaltan büyük işletmelerin doğabilmesi ve
yaşayabilmesi için düzenlemeler yapmakta ve tedbirler almaktadırlar ; şu kadar
ki bu düzenleme ve tedbirler sayesinde bir veya birkaç işletmenin, piyasaya hâkim
olarak oligopol veya monopol durumlar yaratmasına, tespit ettikleri fiyatları
müşterilerine empoze etmelerine yol açmalarına izin verilmemektedir. Avrupa
Komisyonu tarafından 1961 yılında hazırlanan “Müşterek Taşıma Politikasının
Genel İlkeleri Memorandumu”nda da kartel ve monopollerin yasaklanması
istenmiştir . Yetki belgesi şartları tek tek ele alındığında, bunların küçük
işletmelerin faaliyetini engelleyebileceği muhakkak olmakla, piyasada oligopol
ve monopolü yaratacak ağırlıkta olmadıkları anlaşılmaktadır. Bir an için
piyasada böyle bir aykırı durum ortaya çıksa dahi, 4054 sayılı Rekabetin
Korunması Hakkında Kanunu uygulanarak hâkim durumun kötüye kullanılmasının
engellenebilmesi mümkündür.
Yönetmelikte getirilen taşıt, sermaye, banka teminat mektubu ve arazi/bina
şartları dikkate alındığında, Ulaştırma Bakanlığının büyük işletme politikasını
izlediği şüphesizdir.
b) Deniz ve demiryolu taşımalarının teşviki politikası: Karayolu taşımalarının,
her halükarda deniz yolu taşımalarına ve orta ve uzun mesafelerde ise demir
yolu taşımalarına nazaran daha pahalı bir taşıma türü olduğu herkesçe bilinen
bir gerçektir. Bununla birlikte, ülkemizde rasyonel olmayan bir biçimde
karayolu taşımalarının deniz ve demiryolu taşımalarına nazaran daha fazla
tercih edildiğine ve teşvik edildiğine müşahede olunmaktadır. Nitekim, gelişmiş
ülkelerde karayolu taşımacılığının toplam yurtiçi taşımalarındaki payı eşyada
%50-75, yolcuda ise %70-95 iken ülkemizde eşyada %92 ve yolcuda ise %96’dır .
Karayolu ile taşımacılığın teşvikinden vaz geçilerek, diğer taşıma türlerinin
özendirilmesi bir çok ülkenin benimsediği milli bir politikadır. Yetki belgesi
şartlarının ağırlığı dikkate alındığında, Türkiye’nin de söz konusu politikayı
teşvik etmek üzere düzenlemeler yaptığı anlaşılmaktadır.
Yönetmelik, her ne kadar milli ekonomiye katkıda bulunmak ve dolayısıyla kamu
yararına hizmet etmek için yetki belgesi şartlarını ağırlaştırmışsa da, bu
şartlardan bazılarının, halen kamu yararı ile bağdaşmadığı ve kanunla
düzenlenmiş olsalardı dahi Anayasanın 13. maddesine aykırılık teşkil ettiği
görülmektedir:
a) Özmal taşıt şartı: Taşımacı, Kanunun 1. maddesinde de vurgulandığı üzere
taşımayı üstlenen kişidir. Bir kişinin taşımacı sayılabilmesi için ayrıca özmal
taşıta sahip olmasına gerek yoktur. Bununla birlikte Yönetmelik, taşımacılıkla
iştigal edeceklerin mutlaka özmal taşıta sahip olmasını arayarak bir yandan
Kanuna, diğer yandan da Anayasanın 13. maddesine aykırı hareket etmiştir. Büyük
işletme siyasetinde, önemli olan, sahip olunan taşıt miktarı değil, sermaye
gücüdür. Sermaye bakımından güçlü konumdaki taşımacıların, yatırımlarının
önemli bir kesimini özmal taşıta ayıracakları şüphesizdir. Onları belli sayıda
ve nitelikte taşıta sahip olmak zorunda bırakmak demek, onların ellerindeki
taşıt miktarını piyasa şartlarına göre ayarlamalarına engel olmak ve bu surette
piyasanın işleyişine ve milli ekonomimize olumsuz anlamda tesir etmek demektir.
Bir taşıma sözleşmesinin yapılabilmesi için, taşımacının mutlaka taşımayı
gerçekleştireceği araca sahip olması gerekmez. Zaten günümüzde taşımaların
önemli bir kısmı, araç sahibi olmayanlarca üstlenilmektedir. Taşımacılıkla
uğraşmak için yeterli sermayesi olan ve ancak aracı bulunmayan bir kişinin
taşıma belgesi almasının engellenmesinin milli ekonomimize ne gibi katkı
sağlayacağı anlaşılamamaktadır.
Kanunun 34. maddesi gereği Yönetmelikte faaliyetlerinin düzenlenmesi mümkün
olmayan lojistik işletmecilerinin yetki belgesi alırken mutlaka 100 veya 150
ton istiap haddinde eşya taşımaya mahsus özmal taşıta sahip olmasının
aranmasının da ekonomik bir gerekçesi bulunmamaktadır. Taşıma yanında bir çok
ek hizmet sağlayan lojistik işletmeleri için, taşıma bu hizmetlerden sadece
biridir. Bu itibarla, lojistik işletmeciliği için yeterli sermayesi olan bir
işletmeden, ayrıca özmal taşıt sahibi olmasını aramak milli ekonomimiz için
yarar getirmeyecektir. Yönetmeliğin, deniz ve demiryolu taşımacılığını teşvik
etmesi gerekirken, lojistik işletmecilerini karayolu taşımacılığı yapmaya
zorlamaktadır .
96/26/AT sayılı Konsey Direktifinin 3. maddesi de, mali yeterlik şartlarından
olarak özmal taşıt sahibi olmayı saymamış, aksine Bakanlığın mali yeterliği
değerlendirirken, işletmenin yıllık hesaplarını, gerekirse bankada bulunan
mevduatını, diğer varlıklarını, borçlanma ve banka avansı olanaklarını, işletme
için garanti niteliğinde olan varlıkları, yapılan giderleri ve araç, bina ve
çeşitli gereçler için yapılan ilk harcamaları ve döner sermayeyi bir bütün
olarak ele alması gerektiği ifade olunmuştur. Sadece taşımacılık faaliyeti düzenlemek
üzere tasarlanan Direktif, sadece asgari sermaye şartını (kullanılan araç
başına 9000 Euro, ek her araç başına da 5000 Euro) getirmektedir.
Direktifte, mali yeterlik şartlarının gerçekleştiğinin bir başka kurumca (örn.
banka) teminat altına alınması halinde yetki belgesinin verilebileceği
düzenlendiği halde, Yönetmelikte teminat mektubu, diğer şartlara ek bir şart
olarak öngörülmüştür.
b) Müşteri sayısında kısıtlama: Yönetmelikte acentelerin sözleşme
yapabilecekleri işletmelerin sayıca sınırlanması (F1 ve F2 yetki belgesi sahibi
acenteler ile G1 ve G2 yetki belgesi sahibi acenteler, en fazla 10 adet
taşımacıyla; G3 ve G4 yeti belgesine sahip acenteler ise en fazla 2 adet kargo
işletmecisiyle sözleşme yapabilirler), Anayasanın Sözleşme Özgürlüğünü düzenleyen
48. maddesinin I. fıkrasına kesinlikle aykırıdır. Acenteler, menfaat çatışması
olmadığı ölçüde diledikleri kadar müşteri ile sözleşme yaparak onları temsil
edebilmelidirler. Hangi kamu yararının böyle bir kısıtlamayı haklı kıldığı ise,
Kanunun gerekçesinden anlaşılamamaktadır. Yönetmeliğin 25. maddesinde
acentelerin çalıştıkları taşımacıların sayısını kontrol altında tutabilmek için
yaptıkları sözleşmeleri yetki belgelerine kayıt ettirecekleri öngörülmüştür.
Yönetmeliğin 13. maddesinde, yetki belgesi hakkında Kanunun 5. maddesinde
sayılan üç şarta yeni bazı şartlar ilave edilmiştir:
1) Gerçek kişilerin Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetinde olmaları veya yabancı
gerçek kişilerin 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu hükümlerinde
aranan ek şartları yerine getirmeleri.
2) Tüzel kişilerin Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre kurulmuş ve Türk
Ticaret Siciline tescil edilmiş olmaları veya yabancı tüzel kişilerin 4875
sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu hükümlerinde aranan ek şartları
yerine getirmeleri.
3) Kanunla kurulmuş olan, ilgili ticaret odaları veya ticaret ve sanayi
odalarına kayıt olmaları.
4) Bakanlıkça belirlenen yetki belgesi ücretlerini ödemiş olmaları.
Bakanlık, yetki belgesi ücretlerinin en düşüğünü 2 milyar TL, en yükseğini ise
200 milyar TL olarak tayin etmiştir . Ücretlerin Bakanlığın vermiş olduğu
hizmetle orantısı tartışmaya açık olduğu gibi, Bakanlığın Kanunun hangi hükmüne
dayanarak Yönetmelikle yetkilendirildiği ve bu ücretlerin tayin olunduğu da
belirsizdir. Talep edilen ücretler, taşıma işleri işletmecilerine taşımacılık
sektörüne girişini dahi engelleyebilecek ağırlıkta mali yükümlülük
getirmektedir. Yetki belgesi ücreti belirlenirken, sadece yetki belgesi
düzenlerken görülen hizmetin değerine ve yapılan masrafların miktarına
bakılabilir. Bir yetki belgesi için Bakanlığın 200 milyar TL.lik bir hizmet
veremeyeceği aşikar olduğuna göre, bu ücretin bir kısmının Bakanlığın başka
hizmetlerini karşılamak için talep edildiği ortadadır. O halde, yetki belgesi
ücretinin bu fahiş kısmı, Anayasanın 73. maddesi anlamında “benzeri mali
yükümlülük”olarak nitelendirilebilir. Bu itibarla, Anayasanın ilgili maddesi
uyarınca meselenin Kanunda düzenlenmesi ve Yönetmelikle dahi ele alınması
mümkün olmayan bir hususun Yönetmeliğin 15. maddesindeki hükme dayanılarak
Bakanlığın yetkisine bırakılmaması gerekirdi. Yönetmelik ile halli isteniyorsa,
Kanunda Bakanlığın talep edeceği yetki belgesi ücretlerinin alt ve üst
sınırları gösterilmeliydi.
Kanunun 5. maddesi, yetki belgesi şartları bakımından 18.01.1954 tarihli ve
6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu hükümlerini saklı tutmuştur.
4- Bakanlığın yetkisi
Kanunun 5. maddesinin IV. fıkrasında, taşıma işleri işletmecilerinin sayısı,
yolcu ve eşya kapasitesi, taşıtların durumu, güvenlik veya benzeri nedenlerle,
yetki belgelerinin verilmesinde sınırlamalar ve yeni düzenlemeler
getirebileceği düzenlenmek suretiyle Bakanlığa çok geniş yetkiler sağlanmıştır.
Anayasanın 48. maddesi ile teminat altına alınan çalışma ve sözleşme
özgürlüğüne dokunulmadıkça Bakanlığın bu yetkiyi kullanmasında herhangi bir
sakınca bulunmamaktadır. Lakin, Bakanlığın taşıma işleri işletmecilerinin
sayısı, yolcu ve eşya kapasitesi belirlemek maksadıyla atacağı her adımın
Anayasanın 48. maddesine aykırı olacağı bir gerçektir. Bu itibarla, böyle bir
tedbirin alınması kamu menfaati gereği zorunlu ise, Anayasanın 13. maddesi
çerçevesinde bir kanunun çıkartılması veya çıkartılacak kanunda Bakanlığa
verilen yetkinin alt ve üst sınırlarının gösterilmesi şarttır.
Keza, Yönetmeliğin, haksız rekabetin önlenmesi, kamu yararının gözetilmesi,
atıl kapasite ve kaynak israfının önlenmesi gibi nedenlerle yetki belgesi
verilmesi ve sayısında, taşıt sayıları ve kapasitesinde, taşıma hatları ve
güzergahlarında, plaka tahdidi dahil sınırlandırmalar getirmek üzere Bakanlığı
yetkilendiren 8. maddesi hükmü, Bakanlığı, Kanunda sınırları çizilmediği halde
çok geniş yetkilerle donattığından Anayasanın 48 ve 13. maddelerine aykırıdır.
Avrupa Birliğinde kota uygulamasının kaldırıldığı unutulmamalıdır. Avrupa Birliği,
25 Ekim 1993 tarihli ve 3118/93 sayılı Konsey Tüzüğünü göre, 1 Ocak 1993’ten
itibaren yeterlik şartlarını sağlamaları kaydıyla Birlik taşıma yetki belgesi
almış taşımacıların tümüne faaliyet izni verilmiştir .
E) TAŞIT BELGESİ VE KARTI
Kanunun 5. maddesinin III. fıkrasında taşımacılara, yetki belgesinden ayrı
olarak taşımalarda kullanılacak taşıtların niteliğini ve sayısını gösteren
“taşıt belgesi” ile taşımacının taşıt belgesinde kayıtlı her taşıt için
düzenlenen ve taşıtta bulunması gereken “taşıt kartı” verileceği
düzenlenmiştir. Taşıt belgesi, taşımacıların işlettikleri taşıtların tümünü
gösteren bir belge iken, taşıt belgesi, her bir taşıt için ayrı ayrı
düzenlenmektedir.
Yönetmeliğin 4 ve 18. maddelerine göre, bir taşıt, ancak bir yetki belgesine
kayıtlı olarak çalıştırılabilir. Yönetmeliğin 21. maddesinde bu kurala işlerlik
kazandırabilmek için, yetki belgesi sahiplerinin, taşıt belgelerinde kayıtlı
özmal ticarî taşıtlarını, yetki belgesinden düşümünü yapmadan sözleşmeli taşıt
olarak diğer bir yetki belgesi sahibine kullandıramayacakları açıklanmıştır.
Bir aracın sadece tek bir yetki belgesi altında çalıştırılabileceği kuralı,
ülkemizin ekonomik menfaatleriyle çelişmektedir. Uluslararası ve yurt içi eşya
taşıması yapmak için iki ayrı yetki belgesine sahip bir taşımacının, yurt
dışından Anadolu’ya yaptığı bir taşıma sonrasında, geri dönerken kendisine
teklif olunan bir yurt içi taşıma işini aynı araçla yapamayacak olması, o
taşımacıyı gereksiz bir şekilde elinde hazır araç bulundurmak veya başkasından
araç tedarik etmek ve dolayısıyla fazladan masrafa katlanmak zorunda
bırakacaktır ki, bunun milli ekonomimize ek bir külfet getireceği ortadadır .
Yönetmelik bir yandan 8. maddesinde kaynak israfının önlenmesi maksadıyla
Bakanlığın tedbirler alabileceğine hükmederken, diğer yandan böyle bir israfın
önünü açmaktadır. Getirmiş olduğu bu ilave külfet ile Yönetmeliğin hükmünün
Anayasanın çalışma özgürlüğünü teminat altına alan 48. maddesine aykırı olduğu
ve bu konunun düzenlenmesini haklı kılan bir gerekçe olmaması dolayısıyla
Anayasanın 13. maddesi gereğince kanunla dahi düzenlenmesi mümkün değildir.
Zaten, Kanunda, taşıt kartının mutlaka bir yetki belgesi altında verileceğini
öngören bir hüküm de bulunmamaktadır.
F) TAŞIMALARDA KULLANILACAK TAŞITLAR
Yönetmeliğin 16. maddesinde, Kanunda düzenlenmemiş olmasına rağmen, taşımacılık
faaliyetlerinin bazılarının sadece özmal taşıtlarla yapılabileceği ve maddede
sayılan istisnai durumlar hariç sözleşmeli taşıt kullanılamayacağı ifade
edilmiştir. Yukarıda yapmış olduğumuz açıklamalar ışığında, taşımacılık
faaliyeti ile uğraşacak kişilerin, üstlenmiş oldukları taşıma borcunu kendisine
ait olsun ya da olmasın herhangi bir taşıt ile ifa etmesi kanunen mümkün iken,
taşımacılık faaliyetinde bulunmayı özmal taşıtlara ve hatta sözleşmeli
taşıtlara tâbi kılmanın, ne gibi bir haklı gerekçesinin bulunduğu
anlaşılamamaktadır. Ülke ekonomisi için önemli olan büyük sermayeli taşıma
işletmelerinin varlığıdır. Sermayeleri güçlü olduğu ölçüde, işletmeler bunun ne
kadarının özmal veya sözleşmeli taşıta sahip olmak için ayrılması gerektiğini
piyasanın şartlarını dikkate alarak kendileri karar vereceklerdir.
Taşımaların, özmal veya sözleşmeli taşıtlarla yapılmasını zorunlu kılmak,
beraberinde işletmeler için atıl kapasiteyi ve ülke ekonomisi için kaynak
israfını getirecektir. Atıl kapasite ve kaynak israfı, Kanunun 1. maddesinde
sayılan amaçlardan ilkiyle, yani karayolu taşımalarını ülke ekonomisinin
gerektirdiği şekilde düzenlenmesiyle bağdaşmayan ekonomik iki olgudur .
Yönetmeliğin, kanunla düzenlenmemiş olmasına rağmen piyasa şartlarına müdahale
etmek suretiyle taşıma faaliyetini yürütecek işletmelerin çalışma özgürlüğünü
sınırlayan 16. maddesinin iptali gerekir.
Buna karşılık, Yönetmeliğin taşımada kullanılacak taşıtların, yaşı, istiap
haddi ve niteliğini düzenleyen 17. maddesinin, Kanunun 1 ve 5. maddelerine
uygun olarak taşımada güvenliği ve düzeni sağlamak maksadıyla kaleme alındığı
anlaşılmaktadır. Taşımada güvenlik ve düzenin sağlanmasında, kamu yararının
bulunduğu muhakkaktır. Madde incelendiğinde, getirilen şartların, çalışma
özgürlüğüne halel getirmediği görülmektedir.
G) SÖZLEŞMELİ TAŞIT BEDELİ
Yönetmeliğin 21. maddesinde, taşıt sahipleri ile yetki belgesi sahipleri
arasında sözleşmeli taşıtlar için yapılacak olan sözleşme bedellerinin günün
ekonomik şartlarına uygun olması aranmış, asgari sözleşme tutarlarının her yıl
Ocak ayı içerisinde Bakanlıkça belirleneceği, bu asgari tutarlara uygun olmayan
sözleşmelerin reddedileceği açıklanmıştır. Asgari sözleşme tutarlarının
belirlenmesinde kamu yararının olduğu aşikar ise de, Bakanlığın bu yetkisini
kullanırken sözleşme tutarlarının asgari ölçüsünü belirlediğini gözden
kaçırmaması gereklidir.
H) TEHLİKELİ YÜK TAŞIMA İZNİ
Kanunun 5. maddesinin V. fıkrasına göre, tehlikeli yük taşıyan taşıtlar ve
bunların bağlı olduğu taşımacılar, taşıyacakları yüklerin özelliğine uygun
olduğunu gösteren bilgi ve belgelere dayanarak birinci fıkrada belirtilen yetki
belgesinden ayrı olarak ilgili mercilerden izin almakla yükümlüdürler. Kanun ve
Yönetmelik, hangi merciden izin alınacağını ve hangi mevzuatın uygulanacağını
açıklamış değildir . Ancak Yönetmeliğin Geçici 7. maddesinde bu Yönetmeliğin
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, tehlikeli maddelerin
taşınması hususundaki yönetmeliğin Bakanlıkça Avrupa Birliği (AB) düzenlemeleri
(özellikle 3 Haziran 1996 tarihli ve 96/35/EC sayılı Konsey Direktifi, 20
Ağustos 2003 tarihli ve 2003/635/EC sayılı Komisyon Kararı) dikkate alınmak
suretiyle hazırlanarak yürürlüğe konulacağı, yetki belgesi sahiplerinin,
Bakanlığın çıkaracağı bu Yönetmelik yürürlüğe girinceye kadar, 2918 sayılı
Karayolları Trafik Kanunu ve bu Kanuna dayanılarak çıkartılan Yönetmelik
hükümlerine, Karayolları Genel Müdürlüğünce yayımlanan “Tehlikeli Maddelerin
Karayolu ile Taşınması Hakkında Yönetmelik“, Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca
yayımlanan “Karayolunda Tehlikeli Maddelerin Taşınması İçin Tasarlanan Motorlu
Araçlar ve Römorkları ile İlgili Tip Onayı Yönetmeliği“ ile Çevre ve Orman
Bakanlığınca yayımlanan “Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği” hükümlerine
uymak zorunda oldukları düzenlenmiştir.
Kanunun 26. maddesinde, tehlikeli yükler hakkında izin almaksızın veya mevzuat
hükümlerine riayet etmeksizin taşımacılık yapan taşımacılar hakkında
beşyüzmilyon TL idarî para cezası uygulanacağı yazılıdır.
I) TAŞIMA SÖZLEŞMESİ YAPMA ZORUNLULUĞU
Kanunun 5. maddesinin VI. fıkrasında taşımacıların, taşıma hizmetlerini kabul
edilebilir bir neden olmaksızın veya zorunlu haller dışında yapmaktan
kaçınamayacakları ve taşıma hizmetinden herkesin her zaman yararlanmasını
sağlamak zorunda olukları düzenlenmek suretiyle, taşıma sözleşmesi yapma
mükellefiyeti altına sokulmuşlardır. Borçlar hukukumuzda genel kural sözleşme
yapma serbestisidir. Kişiler, kural olarak sözleşme yapmaya zorlanamayacakları
gibi, sözleşme yapmaktan da yasaklanamazlar. Anayasanın 10. maddesi gereği,
hukuken eşit konumdaki herkes, diğerleri ile olan ilişkisini dilediği gibi
belirleyebilir. Anayasanın 48. maddesi de sözleşme hürriyetini açıkça teminat
altına almıştır.
Kanunun 5. maddesinin VI. fıkrasının ilk bakışta Anayasanın 48. maddesine
aykırı olduğu gözükmektedir. Ancak, Anayasanın 13. maddesi çerçevesinde kamu
yararı sebebiyle böyle bir zorunluluğun kanunla getirilip getirilemeyeceğinin
de tartışılması gerekir. Piyasa ekonomisinin hâkim olduğu ve büyük işletme
siyasetinin kabul edildiği hukuk sistemimizde, bu yapıdan doğabilecek bazı
sakıncaları ve özellikle hâkim durumun kötüye kullanılmasını engellemek amacıyla
sözleşme yapma serbestisine müdahale edilmesi mümkündür .
Yukarıda da açıklandığı üzere, Kanun ve bilhassa Yönetmelik sistemini az ama
büyük ve güçlü taşıma işleri işletmecileri üzerine kurduğundan, piyasada
faaliyet gösteren az sayıdaki bu işletmelerin müşteri seçerek ve istedikleri
fiyatı belirleyerek sözleşme yapmalarının kamu menfaatine aykırı olduğu
düşünülmüş ve taşımacılar için sözleşme yapma zorunluluğu getirilmiştir.
Böylece, müşterilerin, ekonomik açıdan güçlü taşımacılar karşısında ezilmesi
engellenerek, toplumdaki farklı menfaatler dengelenmeye çalışılmıştır.
Kanunun 26. maddesine göre söz konusu zorunluluğa rağmen, sözleşme yapmaktan
kaçınan taşımacılar için dörtyüzmilyon TL idari para cezası öngörülmüştür.
İ) TAŞIMACININ SORUMLULUĞU
Kanunun 6. maddesinde taşımacıların sorumluluğu düzenlenmiştir. Madde
metninden, ele alınmak istenen hususun taşımacıların hukukî sorumluluğu değil,
müeyyidesi 26. maddede kaleme alınan idare hukuku anlamında cezaî sorumluluğu
olduğu anlaşılmaktadır. Zaten, taşımacının hukukî sorumluluğu Türk Ticaret
Kanunu ile CMR.de ayrıntılarıyla ele alındıklarından Karayolu Taşıma Kanununda
bu hususa ayrıca yer verilmesine de gerek yoktur.
Kanunun 6. maddesinin I. fıkrasında ilk olarak yolcu ve eşya taşımalarının,
kanunlara ve taşımacı ile yolcu ve gönderen arasındaki sözleşmelere uygun
olarak yapılacağı düzenlenmiştir. Kanunun 26. maddesine göre, kanuna veya
sözleşmeye aykırı hareket eden yolcu taşıyanlara, bilet tutarının beş katı
tutarı, diğer taşımacılara ise üçyüzmilyon TL idarî para cezası verilecektir.
Kanunun bu hükmünün, taşımacının hukuka ve sözleşmeye aykırı her fiilini suç
saydığı görülmektedir. Oysa, hukuka veya sözleşmeye aykırı hareketin zarar
verici sonuçlarını telafi etmek zorunda olan taşımacının niçin bir de idarî
para cezası ödemekle mükellef tutulduğu anlaşılmamaktadır. Kanun, taşımacının
cezai sorumluluğu için kusurunun bulunmasını dahi aramamaktadır.
Aynı fıkra uyarınca, yolcu taşımalarının biletsiz veya taşıma sözleşmesiz, eşya
taşımalarının taşıma senetsiz yapılması engellenmiştir. Yolcu taşımalarında
taşıma sözleşmesinin taşıma için yeterli görülmesi, bu sözleşmeyi tevsik etmek
üzere kaleme alınan biletin düzenlenmesinin zorunlu olmadığı sonucunu ortaya
koymaktadır. Oysa yolcu taşımalarında bilet, taşımacı karşısında ekonomik
anlamda zayıf konumda bulunan yolcuların haklarını teminat altına alan
belgelerden en önemlisi olduğundan, böyle bir belgenin düzenlenmesinin zorunlu
tutulması daha doğru olurdu. Yolcu bileti, hem Kanunun 3. maddesinde, hem Yönetmeliğin
4. maddesinde tanımlanmıştır. Yönetmeliğin borçlar ve usul hukukumuza aykırı
olarak bileti sanki sözleşmeyi tevsik eden bir belge değil de, sözleşmenin
kendisiymiş gibi nitelendirdiği görülmektedir .
Yolcu taşımalarından farklı olarak, eşya taşımalarında taşıma senedinin
düzenlenmesi şart koşulmuştur. Yönetmeliğin 4. maddesinde taşıma senedi
tanımlanırken, bilet kavramında olduğu gibi, senet ile sözleşme arasındaki
farkın yeterince dikkate alınmadığı görülmektedir. Kanunun 26. maddesinde
taşıma senedi olmaksızın eşya taşıyanlardan birmilyar TL idarî para cezası
alınacağı hükme bağlanmıştır.
Kanunun 6. maddesinin II. fıkrasında taşımacıların, acentelerinin acentelik
sıfatıyla yapmış olduğu bu Kanun kapsamındaki faaliyet ve işlemlerden acente
ile birlikte müteselsilen sorulu tutuldukları görülmektedir. Maksat, özel
hukukta müteselsil sorumluluğu düzenlemek ise, taşımacının temsil olunan
sıfatıyla sorumluluğu zaten Borçlar ve Ticaret Kanunlarında kaleme alınmıştır
ve gereksizdir. Yönetmeliğin 22. maddesinin (b) bendi, diğer hususlarda olduğu
gibi, Kanunun 6. maddesi II. fıkrası hükmünü genişletmiş ve acentenin fiilinden
sadece taşımacıyı değil, yetki belgesine sahip diğer taşıma işleri
işletmecilerini de müteselsilen sorumlu kılmıştır.
Kanunun 6. maddesinin III. fıkrasına göre, taşımacılar yolcuların ve eşyanın
güvenlik içinde taşınmasından sorumludurlar. Güvenlik içinde yolcu veya eşya
taşımaktan sorumluluk ile neyin kastedildiği açık değildir. Taşıma hukukunda
taşımacının en önemli taahhüdü, yolcuları varma yerine sağ salim zamanında
götürmek, eşyayı da teslim aldığı şekilde varma yerinde zamanında teslim
etmektir. Taşımacıların, bu taahhütlerini ifa edebilmek için taşıtlarını
taşımaya elverişli bir halde bulundurmaları gerekir. Aksi takdirde Kanunun 26.
maddesi gereği her bir taşımacı hakkında beşyüzmilyon TL idarî para cezasına
hükmolunur.
Yönetmeliğin 22(d) maddesinde eşya veya kargo taşıyanlarının sorumluluğunun
Kanuna aykırı olarak genişletildiği ve bunların sadece eşyanın veya kargonun
güvenliğinden değil, eşya ve kargoları teslim aldıkları andan teslim edinceye
kadar, eşyanın ve kargonun tamamı veya kısmen kaybından, hasarından, korunması
ve taşınmasından ve teslim alınan şeklini muhafaza etmesinden de sorumlu
oldukları düzenlenmiştir. Güvenlik haricindeki hususlardan dolayı taşımacının
sorumlu tutulması hali, Kanunun 6. maddesinin III. fıkrasına değil, I.
fıkrasına tâbidir.
Kanunun 6. maddesinin son fıkrasında, taşımacının çevre kirliliğini önleme,
çevre ve insan sağlığını korumak amacıyla yürürlüğe konulan mevzuat hükümlerine
uymak zorunda olduğu açıklanmıştır. Kanunun 26. maddesine göre bu hükme aykırı
hareket edenler hakkında beşyüzmilyon TL idarî para cezası uygulanacaktır.
Çevre ve insan sağlığını korumak maksadıyla kaleme alınan mevzuat hükümleri
beraberinde kendilerine has müeyyideleri de getirdiğinden, muhtemelen
cezalardan hangisinin uygulanacağı sorunuyla karşılaşılacaktır. Bu takdirde,
Kanunun 27. maddesi gereği her iki ceza da birlikte uygulanacaktır. Kanunda, en
azından Avrupa Birliğinin taşımacılıkta uyguladığı çevre mevzuatının bir
yönetmelikle iç hukukumuza kazandırılmasının önü açılması gerekirdi ki, bu
yapılmamıştır .
J) TAŞIMACININ YÜKÜMLÜLÜĞÜ
Kanunun 7. maddesinde taşımacının üstlendiği yükümlülükler sayılmıştır. Aslında
Kanunda sorumluluklar bahsinden sonra yükümlülüklerin ele alınması hatalıdır.
Yükümlülüklerin ihlâli halinde sorumluluk gerçekleşeceğinden ilk önce
yükümlülüklere değinilmesi ve bunların ihlâlinden dolayı taşımacıların sorumlu
tutulması daha doğru olurdu.
Kanunun 7. maddesinin I. fıkrasına göre taşımacılar, yolcuların sağlıklı, rahat
ve güvenli bir yolculuk yapmasını sağlayacak tedbirleri almak, yolcu ve eşyayı
taahhüt ettiği yere kadar götürmekle yükümlüdür. Aksine hareket eden
taşımacılar hakkında Kanunun 26(d). maddesi gereği birmilyar TL idari para
cezasına hükmolunacaktır. Burada üzerinde önemle durulması gereken husus,
taşımacının yükümlülüğü ihlâl eden söz konusu fiilinin aynı zamanda 6.
maddesinin I ve III. fıkralarının ve dolayısıyla 26(c). maddesinin kapsamına
girmesi ve aynı fiil için taşımacı hakkında iki ayrı idari para cezası tayin
edildiğidir. Kanunun 27. maddesine göre, birden fazla suçun bir arada işlenmesi
halinde her suç için ayrı ceza uygulanacağından, taşımacı tek bir fiilinden
dolayı birden fazla ceza alabilecektir.
Kanunun 7. maddesinin II. fıkrasında ise, taşımacının ilgili mevzuat
hükümlerine uygun bir taşıtı, nitelikli şoför ve hizmetli personeli sefere
göndermek, şoförlerin sürücü belgelerinin bulunup bulunmadığını araştırmak,
teknik şartlara uymayan taşıtların trafiğe çıkmasına engel olmak, güzergâh
mesafesini dikkate alarak yeteri kadar şoför bulundurmak, taşıt kartları
olmayan ve bu Kanunda öngörülen sorumluluk sigortası bulunmayan taşıtları
trafiğe çıkarmamak hususunda gereken özeni ve duyarlılığı göstermek zorunda
olduğu açıklanmıştır. Kanunun 26(d) maddesinde de bu hükme aykırı hareket
edecekler hakkında, 6. maddenin I ve III. fıkralarına aykırı davranıştan dolayı
26(c) maddesinde öngörülene ek olarak, beşyüzmilyon TL ceza öngörülmüştür.
Kanunun 7. maddesinin III fıkrasında, taşımacı karayolları alt yapısı,
işletilmesi, trafiği, doğal afetler, meteorolojik şartlar ile arıza ve kaza
hali dahil, beklenmeyen sebeplerle ilgili olarak ortaya çıkan ve taşımanın
devamına engel olan sebeplerin, belirsiz bir beklemeyi mecburî kılması veya
varış noktasına kadar gerekli zamanın bir katından daha fazla beklemeyi
gerektirmesi halinde, imkân olduğu takdirde bir başka güzergâhı izleyerek
taşımayı tamamlamakla, aksi halde yolcuyu güzergâh üzerinde yolcunun dilediği
bir yere kadar götürmekle veya yolcu ve eşyayı hareket noktasına geri
getirmekle mükellef kılınmıştır. IV. fıkraya göre bu gibi hallerde, yolcunun ve
eşya sahibinin bütün hakları saklı olup, taşımacılar herhangi bir ek ödeme veya
benzeri talepte bulunamazlar. Yolcu menfaati gözetilerek kaleme alınan bu hükme
aykırı hareket taşımacılar hakkında Kanunun 26(c) maddesinde herhangi bir
müeyyide getirilmemiştir. Ancak, anılan hususun 6. maddenin I. fıkrasının
uygulama sahasına girdiği gözden kaçırılmamalıdır.
Kanunun 7. maddesinin son fıkrasında ise, taşımacılar altışar aylık süre ile
yılda en az iki kez şoförlerinin ceza puanı durumunu Emniyet Genel
Müdürlüğünden öğrenmek ve ceza puanı yüksek olan şoförlerle ilgili, eğitim ve
iç denetim yönünden gerekli tedbirleri almakla yükümlü kılınmışlardır.
Yükümlülüğün ihlâl eden taşımacılara Kanunun 26(c) maddesi uyarınca üçyüzmilyon
TL idari para cezası verilecektir.
Yönetmeliğin 23(3) maddesi, yetki belgesi sahipleri, teslimini makul bir süre
içinde gerçekleştirmeyi taahhüt ettikleri eşya veya kargoyu yine aynı süre
içinde teslim etmek zorunda olduklarını düzenlemiştir. Hüküm bu haliyle,
sözleşme şartlarına müdahale etmekte ve taşımacıları mutlaka sözleşmelerinde
süre taahhüdünde bulunmaya zorlamaktadır. Oysa mesele Türk Ticaret Kanununun
779. maddesinde halledilmiştir. Madde, taşımacıyı taşımayı sözleşmede süre
taahhüdünde bulunmuşsa o zaman zarfında, bulunmamışsa makul bir süre içerisinde
tamamlamakla yükümlü
tutmaktadır .
K) GÖNDERENİN SORUMLULUĞU
Kanunun 8. maddesi gönderenin sorumluluğunu düzenlemektedir: Gönderen, eşyanın
varış noktası, cinsi, miktarı ve nitelikleri ile diğer önemli bilgileri tam ve
doğru olarak taşımacıya bildirmek zorundadır. Yanlış ve eksik bildirmelerden
doğacak her türlü sorumluluk gönderene aittir. Taşımacı, bir ihbar veya şüphe
halinde yetkili ve görevlilerin huzurunda eşyayı kontrol ettirebilir. Türk
Ticaret Kanununun 768 ve 769. maddeleri ile CMR.nin 7. maddesi meseleyi özel
hukuk açısından incelediğinden, burada da taşımacının sorumluluğunda olduğu
gibi, gönderenin özel hukuk kaynaklı hukukî sorumluluğu değil, idare hukuku
anlamında cezaî sorumluluğunun düzenlenmesi gerekirdi. Ancak Kanunun 26.
maddesinde bu maddeye aykırı hareketin sonuçları hükme bağlanmadığı için 8.
madde ile ulaşılmak istenen gayenin ne olduğu açık değildir. Madde, gönderenin
eşya hakkındaki yanlış beyanı sebebiyle taşımacının 6 ve 7. maddeler dairesinde
sorumlu tutulamayacağını düzenlemek maksadıyla kaleme alınmış olabilir.
L) ACENTE VE TAŞIMA İŞLERİ KOMİSYONCULARININ SORUMLULUĞU
Kanunun 9. maddesi, acenteleri ve taşıma işleri komisyoncularını bu sıfatla
yapmış oldukları faaliyet ve işlemlerden taşımacı ile müştereken ve
müteselsilen sorumlu tutmuştur. Müşterek ve müteselsil sorumluluk, özel hukuka
has sorumluluk müessesesi olup, Borçlar Kanunu ile Türk Ticaret Kanununda
düzenlenmiştir. Kanunun 9. maddesi acenteleri ve taşıma işleri komisyoncuların
hangi fiillerinden dolayı sorumlu olacağını açıklamamakta, sanki bu sıfatla
yapmış oldukları, tüm hareketlerden bunların hukuka aykırı olup olmadığına
bakılmaksızın sorumlu tutuldukları intibaını uyandırmaktadır .
Oysa acenteler doğrudan temsil ilişkisi ile taşımacıları temsil ettikleri
sürece, yükle ilgililere karşı sadece haksız fiil teşkil eden davranışlarından
sorumlu sayılabilirler. Taşıma faaliyetinde herhangi bir rolü olmayan, taşıma
taahhüdünde bulunmayan acenteye karşı, yükle ilgililerin taşıma sözleşmesine
dayanarak dava açabilmeleri mümkün değildir . Bununla birlikte, acentelerin
taşımacı hesabına ve fakat kendi adına taşıma sözleşmesi yaptığı durumlarda,
aynen taşımacı gibi sorumlu tutulması mümkündür. Taşıma işleri komisyoncusu,
taşıma sözleşmesini kendi adına ve fakat taşımacı hesabına yaptığından,
gönderene ve diğer yükle ilgililere karşı taşımacı sayılır ve hakkında Kanunun
taşımacının sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır. Bu takdirde, taşımacı
gibi sorumlu tutulan acente ve taşıma işleri komisyoncusu ile taşımayı fiilen
icra eden taşımacı arasında müşterek ve müteselsil sorumluluk gerçekleşir. Kanunun
bu hali açıklığa kavuşturmak için kaleme alınmış olması gereken 9. maddesi
malumun tekrarı niteliğindedir.
Yönetmeliğin 22(h) maddesinde, taşıyanla birlikte müteselsilen sorumlu
olacaklara Kanunun 34. maddesine aykırı olarak acente ve taşıma işleri komisyoncuları
yanında “taşıma işleri organizatörleri” de eklenmiştir.
M) NAKLİYAT AMBARI VE KARGO İŞLETMECİLERİNİN SORUMLULUĞU
Kanunun 9. maddesinde, aynen taşımacılarda olduğu gibi nakliyat ambarı ve kargo
işletmecilerinin de, eşyayı teslim aldığı andan teslim edinceye kadar, eşyanın
tamamı ve kısmen kaybından ve vuku bulacak hasarından, korunması ve
taşınmasından, güvenliği ve düzenliliğini sağlamaktan, çevre kirliliğini önleme
ve insan sağlığını koruma konusundaki kurallara uymaktan sorumlu olduğu hükme
bağlanmıştır. Aslında idare hukuku anlamında cezaî sorumluluğu ele alan bu
maddenin müeyyidesine Kanunun 26. maddesinde yer verilmemiş olması büyük
eksikliktir. Özel hukuk bakımından nakliyat ambarı ve kargo işletmecilerinin
Borçlar Kanununun vedia sözleşmesi ve Türk Ticaret Kanununun taşıma sözleşmesi
hakkındaki hükümleri dairesinde sorumlu olduğu açıktır.
N) TAŞIMA YASAĞI
Kanunun 10. maddesinde acentelik ve taşıma işleri komisyonculuğu yetki
belgesine sahip olanların taşımacı yetki belgesi almadan kendi nam ve
hesaplarına taşıma yapmaları veya yaptırmaları yasaklanmıştır. Bu yasağa aykırı
hareket edenler hakkında Kanunun 26. maddesi gereğince üçmilyar TL ceza
verilir.
Komisyoncu ve acentenin mesleği esas itibariyle aracılık etmektir. Ancak gerek
Borçlar Kanunu, gerek Türk Ticaret Kanunu üçüncü kişiyi temsilen sözleşme
yapmak üzere yetkilendirilen acentelerin ve taşıma işleri komisyoncularının
kendi kendileriyle sözleşme yapmasını kural olarak yasaklamamaktadır . Ancak,
acentelerin veya komisyoncuların taşımacı olarak hareket etmeleri istisnai bir
durumdur. Bu itibarla, acentelerin ve taşıma işleri komisyoncularının taşıma
işini bizzat üstlenebilmelerini, taşımacı yetki belgesi almalarına, dolayısıyla
özmal taşıta sahip olmaya ve taşıma faaliyetini bu taşıtlarla görmelerine
bağlamak, istisnai bir durumu değiştirmek ve komisyonculuk mesleğini sanat
edinmiş olan kişilerin, bir de taşıma mesleğiyle iştigallerini aramak demek
olur. Kanun bu haliyle, bilhassa taşıma işleri komisyoncularının menfaatlerini
ticarî uygulamayla bağdaşmayacak şekilde zedelemektedir . Deniz ve hava
taşımalarında komisyonculuk yapacak kişilerden taşıma faaliyetini özmal
taşıtları ile gerçekleştirmeleri aranmazken, karayolu taşımacılığında bunu şart
koşmak, Anayasanın çalışma özgürlüğünü teminat altına alan 48. maddesine de
aykırıdır.
Kanunun 10. maddesinin II. fıkrasında taşıma işleri komisyoncularının,
taşımaları bir müvekkil hesabına yapmaları kaydıyla kendi namlarına eşya
taşıtabilecekleri düzenlenmiştir. III. fıkrada ise, yolcu taşımalarında
komisyonculuğun yasaklandığı görülmektedir. Zaten, taşıma hukukunda da, yolcu
taşımalarında aracılık yapılması halinde, Borçlar Kanununun vekâlet
hükümlerinin uygulanacağına dair görüş hâkimdir .
O) ÜCRET VE ZAMAN TARİFELERİ
Kanunun 11. maddesinde düzenli yolcu ve eşya taşımacılarının ücret ve zaman
tarifeleri, nakliyat ambarı ve kargo işletmecilerinin ise sadece ücret tarifesi
hazırlamakla, tarifelerine uymakla, tarifelerini görülebilecek şekilde işyeri,
terminal ve bilet satış yerlerine asmakla ve taşıtlarda bulundurmakla mükellef
oldukları düzenlenmiştir. Bu mükellefiyete uyulmamasının cezası Kanunun 26.
maddesine göre beşyüzmilyon veya ikiyüzmilyon TL olarak tayin olunmuştur. Ücret
tarifelerinin uygulanması Bakanlığa bildirime, zaman tarifelerininki ise
Bakanlığın onayına tâbi tutulmuştur.
Kanunun 11. maddesinin III. fıkrasına göre yolcu ve eşya taşıma, yükleme,
boşaltma, depolama ve aktarma hizmetleri de dahil olmak üzere ücret
tarifelerinin, ülke ekonomisi ve kamu yararı aleyhine sonuç vermesi ve aşırı
ücret uygulanması veya rekabet ortamının bozulması halinde ve gerektiğinde
taban ve tavan ücretleri Bakanlıkça tespit edilebilir. Her ne kadar, büyük
işletme siyasetinin uygulanması sonucunda piyasada belli bazı taşıma işleri
işletmecilerinin hâkim duruma gelebilmesi ihtimali varsa da, işletmecilerin
talep edecekleri ücretlerin üst sınırına baştan müdahale etmek, Anayasanın 48.
maddesinde teminat altına alınan sözleşme özgürlüğüne aykırıdır. Temel hak ve
hürriyetlerimizden biri olan sözleşme özgürlüğünün kamu yararı ve ülke
ekonomisinin korunması gerekçesi ile sınırlanması mümkün ise de, Anayasanın 13.
maddesi gereğince bu sınırlama ancak kanunla yapılabilir, Bakanlığa böyle bir
yetki verilemez. Kanunun 4. maddesinde taşımanın bir yandan serbest rekabet
ortamında yapılması gerektiği açıklandıktan sonra, Bakanlığa piyasaya müdahale
anlamına gelebilecek bir yetki bahşetmenin mümkün olmadığı kanısındayım.
Aslında 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun dikkate alındığında
böyle bir hususta kanunî sınırlandırmaya gidilmesine dahi gerek olup olmadığı
tartışılabilir . Avrupa Birliği’nin 3568/83 sayılı Tüzüğü ’nde Birlik içindeki
taşımalarda 01.01.1989 tarihinden itibaren ücretlerde üst sınır getirilmesi
yasaklanmış ve bu maksatla 21 Aralık 1989 tarihli ve 4058/89 sayılı Konsey
Tüzüğü çıkartılmıştır.
Kanunun 11. maddesinin IV. fıkrasında, ticaret ve sözleşme özgürlüğüne bir kez
daha müdahale edilmiş ve ücret tarifelerinin başlangıç ve bitiş noktaları
arasında gidiş ve dönüşte aynı şekilde düzenleneceği ve değişik fiyat tarifesi
uygulanamayacağı açıklanmıştır. Oysa uygulamada taşımacıların dönüş yolculuğunu
boş yapmamak için indirimli fiyat uyguladıkları görülmektedir. Yönetmeliğin
38(e) maddesinde Kanunun 11. maddesinin son fıkrası hükmüne dayanılarak tespit
edilen fiyat tarifelerinden % 20’ye kadar indirim yapılabileceği düzenlenmek
suretiyle, Kanunun 11. maddesinin doğurabileceği olumsuzluklar en aza
indirgenmeye çalışılmıştır.
II. İKİNCİ KISIM: ULUSLARARASI TAŞIMALAR
A) TANIMI, TÜRLERİ VE ULUSLARARASI TAŞIMA YETKİSİ
Kanunun 3. maddesinde “uluslararası taşımalar”, Türkiye’den veya Türkiye’ye
karayoluyla; Türkiye üzerinden karayoluyla transit, Türkiye’ye denizyolu,
demiryolu ve havayolu ile gelip karayolundan üçüncü ülkelere yapılan taşımalar
şeklinde tanımlanmıştır. Buna uygun olarak Kanunun 12. maddesinde bu kapsama
giren uluslararası taşıma türleri ve 13. maddesinde ise uluslararası taşıma
yetkisi düzenlenmiştir:
1) Türkiye’ye karayoluyla veya demiryoluyla herhangi bir hudut kapısından giren
veya Türkiye’nin herhangi bir limanına denizyolu ile gelen karayolu
taşıtlarıyla yapılan transit taşımalar: Bu tür uluslararası taşımalar, ancak
uluslararası ikili ve çok taraflı karayolu taşıma anlaşmalarına göre taşıma
yapmaya yetkili veya Bakanlıkça izin verilmiş yabancı plâkalı taşıtlar ile
uluslararası taşımalar için Bakanlıktan yetki belgesi almış taşımacılara ait
taşıtlarla yapılabilir.
2) Türkiye’ye demiryolu, denizyolu veya havayoluyla gelen ve varış noktasından
karayolu taşıtlarıyla üçüncü ülkelere yapılan karma taşımalar: Bu tür
uluslararası taşımaları yapabilmek için Bakanlıktan uluslararası taşımacı yetki
belgesi alınmış olmalıdır. Yabancı plâkalı taşıtların taşımada kullanılabilmesi
için Bakanlığın izni yetmemekte, Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu
kararı ile taşıma yetkisi verilmesi gerekmektedir.
3) Türkiye’den karayolu taşıtları ile diğer ülkelere yapılan taşımalar: Bu tür
uluslararası taşımalar, uluslararası taşımacı yetki belgesine sahip taşımacılar
ile ikili ve çok taraflı karayolu taşıma anlaşmalarına göre izin verilmiş veya
Bakanlıkça özel izin belgesi verilmiş yabancı taşımacılara ait taşıtlarla
yapılabilir.
4) Diğer ülkelerden karayolu taşıtları ile Türkiye’ye yapılan taşımalar: Böyle
bir taşımayı icra edebilmek için uluslararası taşımacı yetki belgesine sahip
veya yabancı taşımacılarda ikili ve çok taraflı karayolu taşıma anlaşmalarına
göre izin verilmiş veya Bakanlıkça özel izin belgesi tahsis edilmiş olmak
lazımdır.
Kanunun 13. maddesi, Türk taşımacılarını yabancı taşımacılara karşı
koruyabilmek maksadıyla yabancı plâkalı taşıtların, Türkiye sınırları
dahilindeki iki nokta arasında kabotaj taşıması yapmalarını yasaklamıştır.
Kanunun 26. maddesine göre kabotaj taşımacılığı yapan yabancı plâkalı
taşıtların sahibine veya şoförüne birmilyar TL ceza verilecektir.
Devletlerin çoğunluğunun kabotaj taşımaları olarak adlandırılan bu tür
taşımaları kendi plakalı taşıtlarına bıraktığı bilinen bir gerçektir. Avrupa
Birliğinde Almanya, Fransa ve İtalya gibi üyeler, uzun zaman kabotaj
taşımalarının yabancı plakalı araçlarla yapılmasına karşı çıkmışlardır. Bunun
sonucunda, karayolu taşımacılığında “hizmetlerin serbest dolaşımı” ilkesi bir
süre zedelenmiştir. Ardından Avrupa Birliği, 25 Ekim 1993 tarihli ve 3118/93
sayılı Konsey Tüzüğünü çıkartarak , üye devletlerde ulusal taşıma hizmetlerinin
ikâmetgah sahibi olmayanlarca görülmesinin şartlarını belirlemiştir. Buna göre
kabotaj taşımacılığı Birlik taşıma yetki belgesi sahibi tüm taşımacılara
herhangi bir kotaya tâbi olmaksızın diğer Üye Devlet ülkelerinde o ülkelerin
taşıma kanunlarına uymak şartıyla kabotaj taşıması yapmaları izni verilmiş,
böylece Avrupa Birliği içinde kabotaj uygulamasına son verilmiştir. Benzeri bir
düzenlemeye yolcu taşımaları hakkında 11 Aralık 1997 tarihli ve 12/98 sayılı
Konsey Tüzüğünde de rastlanmaktadır. Ancak, Tüzükler, Birlik yetki belgesi
olmayanların kabotaj taşımasına iştirakini halen engellemektedir.
Kanunun 14. maddesinde, 13. maddenin dolanımını engellemek maksadıyla zorunlu
hallerde sınır mülkî idare amirince verilecek izin dışında, ilgili kanunlara ve
taşımacı ile yolcu ve gönderen arasındaki sözleşmelere aykırı olarak, yolcu ve
eşyanın sınır kapılarına taşınamayacağı, buralarda aktarmalarının
yapılamayacağı, eşya depolanamayacağı ve yolcuların sınır kapısından yaya
geçerek başka bir taşıta binemeyecekleri düzenlenmiştir. Aksine hareket edenler
hakkında Kanunun 26. maddesi gereği beşyüzmilyon TL para cezası uygulanacaktır.
2- Taşımaların düzenlenmesi
Kanunun 15. maddesinde Türkiye’ye veya Türkiye üzerinden karayoluyla yapılacak
transit taşımalarda, yurt içi taşımaları aksatmamak ve Türkiye üzerinden
yapılan uluslararası taşımaları daha düzenli ve süratli kılmak amacıyla,
gerektiğinde diğer taşıma sistemleri ile birlikte ve tamamlayıcı olmak üzere
alt yapının fiziksel sınırları, güzergâhların belirlenmesine ilişkin mevzuat
çerçevesinde, kota (geçiş belgesi) sistemi uygulanabileceği belirtilmiştir.
Kota sistemi, bir aracın kayıtlı bulunduğu devletten başka bir devletin
ülkesine girip, çıkmasını, transit geçişini o yabancı devletin iznine bağlı
kılmak üzere tasarlanmıştır . Kota sistemi çevre kirliliğini azaltmak ve
karayollarının zarar görmesini engellemek maksadıyla transit ülkelerce uzun
zamandır uygulanmaktadır. Kotalar genellikle devletlerin birbirleriyle yaptığı
ikili veya çok taraflı anlaşmalarla belirlenir. Türkiye, yapmış olduğu ikili
anlaşmalar sayesinde kendi taşıtları için 2003 yılında 449.689 adet kota temin
etmiştir.
Uygulanacak kota sisteminin Anayasanın 48. maddesi ile güvence altına alınan
çalışma özgürlüğünü sınırlayacağı muhakkak olduğuna göre, böyle bir sistemin
Anayasanın 16. maddesine göre uluslararası hukuka uygun olarak uluslararası
anlaşmalarla veya karşılıklılık ilkesi çerçevesinde veya 13. maddesi gereğince,
kamu yararı, milli ekonomi gerekleri ve çevrenin korunması maksadıyla Kanunla
getirilmesi ve en azından Kanunda kotanın alt ve üst sınırlarının gösterilmesi
şarttır.
3- Geçiş ücretleri
Kanunun 16. maddesine göre karayolunun bakımı, korunması ile karayolu ve
taşımanın yönetimine ilişkin giderlere katkıda bulunmak üzere yabancı plâkalı
araçlardan geçiş ücretleri alınacağını açıklamıştır. Köprü, tünel ve otoyol
ücreti gibi karayolu alt yapısının kullanılmasından alınan ücret ile eşya ve
taşıtlar için yapılan hizmetlerin ücretleri, bu geçiş ücretlerine dahil
edilmemiştir. Avrupa’da bir çok ülkenin karayollarının maruz kaldığı yıpranma
sebebiyle, yabancı plakalı araçlardan geçiş ücreti aldığı bilinen bir
gerçektir. Avrupa Parlamentosu, meselenin halli için 17 Haziran 1999 yılında
ağır eşya taşıtlarının belirli altyapıları kullanmasından dolayı
vergilendirilmesine yönelik 1999/62/EC sayılı Direktifi çıkartmıştır . Daha
önceki 93/89/EEC sayılı Direktifin yerini alan bu Direktif, 12 tondan daha
fazla yük taşımak üzere kendisine izin verilmiş taşıtlardan alınacak geçiş
ücretlerini düzenlemektedir.
Anayasanın 12. maddesi, kişilerin tabiiyetleri arasında herhangi bir ayırım
yapmaksızın herkesin eşit olarak temel hak ve hürriyetlere sahip olduğunu
düzenlemiştir. Anayasanın 16. maddesine göre, yabancılar hakkında bu nevi
hürriyetlerin sınırlanabilmesi için uluslararası hukuka uygunluğun sağlanması
zorunludur. Yabancı plakalı araçlarla, Türk plakalı araçlar arasında bir ayırım
yaparak, yabancı plakalı araçlardan geçiş ücreti istenmesi ilk bakışta, Anayasa
tarafından korunan eşitlik prensibine aykırı görünmektedir. Bununla birlikte,
karayolunun bakımı, korunması ile karayolu ve taşımanın yönetimine ilişkin
giderlerin önemli bir kısmının kural olarak Türkiye’de mukim kişilerin
ödedikleri vergilerle karşılandığı dikkate alındığında, gördükleri hizmetin bir
kısmına yabancı plakalı araçların katlanmasını aramakta bir yanlışlık olmadığı
kanaatindeyim.
Kanunun 16. maddesinin III. fıkrası, Bakanlığı, geçiş ücretlerini tespit
etmeye, artırmaya, indirmeye veya kaldırmaya yetkili kılmıştır. Bu ücretler,
yapılan hizmetler karşılığı belirlendiği sürece Bakanlığa, böyle bir yetki
bırakılabilir. Bakanlığın bu ücretleri belirlerken 1999/62/EC sayılı Direktifi
dikkate alması yerinde olur. Ancak Bakanlık, yabancı plakalı araçlardan gördüğü
hizmetler ötesi bir ücret talep ederse, artık talep olunan meblağın Anayasanın
73. maddesi anlamında kanunen düzenlenmesi gereken diğer bir mali yükümlülük
kapsamında değerlendirilmesi zorunluluğu ortaya çıkabilir.
Yönetmeliğin 47. maddesine göre Türkiye’ye giriş gümrük kapılarında ödenmesi
gereken geçiş ücretlerinin ödenmediği veya eksik ödendiğinin tespiti halinde,
ödenmeyen veya eksik ödenen ücretler üç katı olarak alınacaktır.
III. ÜÇÜNCÜ KISIM: SORUMLULUK VE SİGORTA
A) SORUMLULUK
Kanunun 17. maddesinde sanki daha önceki 6 ve 7. maddelerde taşımacının
sorumluluğu düzenlenmemiş gibi, bir kez daha, sorumluluk hükmü kaleme
alınmıştır. Buna göre, şehirlerarası ve uluslararası yolcu taşımacıları;
duraklamalar dahil olmak üzere yolcunun kalkış noktasından, varış noktasına
kadar geçecek süre içinde meydana gelecek bir kaza nedeniyle yolcunun ölümü,
yaralanması ya da eşyasının zarara uğramasından dolayı sorumlu tutulmuşlardır.
Bu maddede, ihlâli halinde uygulanacak idarî para cezası tayin olunmadığından, sanki
yolcu taşıyanların özel hukuk sorumluluğu düzenlendiği intibaı oluşmaktadır.
Oysa yolcu taşıyanların hukukî sorumluluğu, Türk Ticaret Kanununun 798. madde
ve devamında ayrıntılarıyla düzenlenmiştir. Aslında 17. maddeye hiç yer
verilmeyerek, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine yollama yapılsaydı daha doğru
olurdu.
Taşımacının sorumluluktan kurtulabilmesi için gerekli şartların 17. maddede
değil, konu ile alakası olmayan 18. maddenin II ve III. fıkralarında sayıldığı
görülmektedir. Buna göre, zorunlu karayolu taşımacılık malî sorumluluk
sigortasını yaptırmakla yükümlü olan taşımacılar, yani yolcu taşıyanlar;
kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın
ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten
veya hak sahibinin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini
ispat ederse sorumluluktan kurtulacaklardır. Sorumluluktan kurtulamayan
taşımacılar ise, kazanın oluşumunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat
ettikleri takdirde ve ölçüde, tazminattan kurtulacaklardır. Bu hüküm, taşıyanın
sorumluluktan kurtulabilmesi için onun kusursuzluğunu, yani tedbirli bir
taşımacının dikkat ve özenini gösterdiğini ispatlamasını yeterli görmemekte,
kazanın mutlaka bir mücbir sebebten veya hak sahibi veya bir üçüncü kişinin
ağır kusurundan ileri gelmesini aramaktadır. Söz konusu haliyle, taşımacının
sorumluluğunun mahiyetinin, Türk Ticaret Kanunu hükümlerinden farklı olarak
kusursuz sorumluluk şeklinde ele alındığı anlaşılmaktadır.
B) ZORUNLU KARAYOLU TAŞIMACILIK MALİ SORUMLULUK SİGORTASI
Kanunun 18. maddesinde yolcular için zorunlu karayolu taşımacılık mali
sorumluluk sigortası öngörülmüştür. Buna göre, taşımacılar, yolcuya gelebilecek
bedenî zararlar için bu Kanunun 17 nci maddesinden doğan sorumluluklarını
sigorta ettirmek zorundadırlar. Her ne kadar 17. maddenin kapsamına yolcuların
bagajları dolayısıyla maruz kaldıkları zararlardan sorumluluk dahil ise de,
taşımacının sigorta edeceği sorumluluğun kapsamına sadece yolcuya gelebilecek
bedenî zararlar sokulmuştur . Böyle bir sigortanın diğer benzeri sigortalar
yanında kabul edilişindeki ana sebep, karayolu taşımacılığında vukua gelen
artış, önüne geçilemeyen trafik kazaları ve bunun sonucunda diğer sigortaların
zararın tazmininde yetersiz kalmalarıdır .
18. maddenin uluslararası taşımaları da kapsamasının beraberinde bazı
karışıklıklar getirebileceği dikkate alınarak , Hazine Müsteşarlığının bağlı
olduğu Bakanlığa gerekli gördüğü takdirde, tespit edeceği yabancı ülkelerde
ortaya çıkabilecek zararları teminat kapsamı dışında tutabilme yetkisi
vermiştir. Madde, sigorta yapma zorunluluğu bakımından Türk ve yabancı
taşımacılar arasında bir ayırım gözetmemiştir. Bu itibarla, ikili veya çok
taraflı uluslararası anlaşmalar olmadıkça, yabancı plakalı araçların sürücüleri
Türkiye’ye girmeden önce mutlaka sigorta yaptırmak zorundadırlar.
Sorumluluk sigortasına ilişkin sigorta genel şartları, Hazine Müsteşarlığınca
onaylanacaktır. Sorumluluk sigortası tarife ve talimatları Hazine
Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlıkça tespit edilecek ve Resmî Gazetede
yayımlanacaktır. Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlık tarifeyi serbest
bırakmaya yetkili kılınmıştır. Bu Kanunda öngörülen karayolu taşımacılık malî
sorumluluk sigortasını yapmak üzere sadece Türkiye’de karayolu motorlu araçlar
zorunlu malî sorumluluk sigortası branşında ruhsatı bulunan sigorta şirketleri
yetkili kılınmıştır.
Yönetmeliğin 14. maddesinde, yolcu taşımak üzere yetki belgesi almak
isteyenlerin, zorunlu karayolu taşımacılık mali sorumluluk sigorta poliçesini
ibraz etmeleri şart koşulmuştur. Taşımacılar, yetki belgesi aldıktan sonra da,
sorumluluk sigortası belgelerini araçlarında bulundurmak zorundadırlar.
Sorumluluk sigortası belgesi bulunmayan araçlar sigorta teminatı sağlanıncaya
kadar trafikten men edilmişlerdir.
Kanunun 26. maddesine göre sorumluluk sigortası yaptırmayan taşımacılara
birmilyar TL, sorumluluk sigortası yapmaktan kaçınan sigorta şirketlerine ise,
ödenmesi gereken sigorta priminin on katı tutarında idarî para cezası
verileceği hükme bağlanmıştır.
Kanunun 19 ilâ 23. maddelerinde yolcunun yaralanması veya ölüm halinde
gerçekleşen riskin ihbarı, ihbar üzerine tazminatın ödenmesi hakkında detaylı
ve sigorta tekniğine uygun düzenlemelere yer verilmiştir:
1) Meydana gelen zarar öncelikle taşımacının sorumluluk sigortasından
karşılanacağı ve bu sorumluluk sigortası ile karşılanamayan zararlar için 2918
sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre yapılması zorunlu olan malî sorumluluk
sigortasına müracaat edilebileceği düzenlenmek suretiyle aynı riski teminat
altına alan zorunlu mali sorumluluk sigortaları arasındaki ilişki
düzenlenmiştir.
2) Sigortalıya sigortacıya karşı doğrudan talep hakkı verilerek ve sigortacının
taşımacıya karşı sorumluluktan tamamen veya kısmen kurtulduğu halleri sigortalıya
karşı ileri sürmesi engellenerek, yolcular ve halefleri korunmuştur.
SONUÇ
Türkiye, Ulaştırma Bakanlığının çabalarıyla nihayetinde 10.07.2003 tarihinde
bir Karayolu Taşıma Kanunu çıkartabilmiştir. TBMM, Bakanlığın daha önce
yönetmelik veya genelgelerle düzenlemek zorunda kaldığı hususları kanuna
aktarmış ve taşımacılık sektöründe kanunî denetim ve koordinasyon eksikliğini
gidermeye çalışmıştır. Aşağıda Kanuna ve Yönetmeliğe bütünsel bir açıdan
yaklaşılarak düzenlemelerin Kanunun 1. maddesinde sayılan amaçlar ile ne kadar
bağdaştığı sorusuna cevap aranacaktır:
1) Karayolu taşımalarını ülke ekonomisinin gerektirdiği şekilde düzenlemek:
Gerek Kanunun, gerekse Yönetmeliğin büyük işletme ve ekonomik anlamda daha az
maliyetli diğer taşıma türlerinin özendirilmesi politikalarını uygulamak
suretiyle ülke ekonomimize katkıda bulunmaya çalıştığına şüphe yoktur. Kanun ve
Yönetmelik, bir yandan getirmiş olduğu ağır mali şartlarla büyük taşıma işleri
işletmecilerinin piyasaya hâkim olmasının önünü açarken, diğer yandan da
bunların piyasadaki hâkim durumlarını kötüye kullanmalarını önlemek için,
onlara sözleşme yapma zorunluluğu getirmekte ve müşterilerinden talep
edecekleri ücretlerin sınırlarını belirleme yetkisini Ulaştırma Bakanlığına
bırakmaktadır. Kanunda ücretlerin üst sınırı hakkında bir sınırlama
getirilmeksizin Bakanlığı yetkilendirmenin, Anayasanın sözleşme özgürlüğünü
güvence altına alan 48 ve 13. maddelerine aykırıdır.
2) Taşımada düzeni ve güvenliği sağlamak: Kanun ve bilhassa Yönetmeliğin
maddelerinin önemli bir kısmının taşımada düzeni ve güvenliği sağlamak için
çıkartıldığına şüphe yoktur. Kanunun ve Yönetmeliğin yetki belgesi olmadıkça
taşıma faaliyetlerinin icrasını yasaklayan, piyasanın izlenmesi için
istatistiki veri temin etme yükümlülüğü getiren hükümleri, bu anlamda arzu
edilen bir yeniliği AB mevzuatını da dikkate alarak hukukumuza katmıştır.
Ancak, taşımaya esas itibariyle idare hukuku zaviyesinden yaklaşmaları
gerekirken Kanunun ve Yönetmeğin, özel hukuka has bir çok müesseseyi de
düzenlendikleri görülmektedir. Türk Ticaret Kanununda ve CMR.de ele alınan
hususlara, bir de Kanun ve Yönetmelikte değinilmesi, bu hükümlerden
hangilerinin uygulanacağı sorununu ortaya çıkartmaktadır. Hukukî problemlere
CMR ve Türk Ticaret Kanunun gerektiği şekilde cevap verdiği hususunda hiçbir
tereddüt olmadığına göre, Kanun ve Yönetmelikte sadece taşımacılığın idarî
boyutu düzenlenmeliydi. Mevcut haliyle Kanun ve Yönetmelik, eksik ve yersiz
sorumluluk ve yükümlülük hükümleri içermektedir.
Kanunun en olumlu yönü, taşımacılık sektörüne yolcuların ölümleri veya
yaralanmaları ile sonuçlanan kazalar dolayısıyla maruz kaldıkları zararların
karşılanmasında diğer sigorta türlerine nazaran daha etkin yeni bir sigortayı,
yani zorunlu karayolu taşımacılık mali sorumluluk sigortasını getirmiş
olmasıdır.
3) Taşımacı, acente ve taşıma işleri komisyoncuları ile nakliyat ambarı ve
kargo işletmeciliği ve benzeri hizmetlerin şartlarını belirlemek: Kanun ve
Yönetmelik, taşıma işleri işletmecilerinin yetki belgesi alabilmelerini
96/26/AT sayılı Konsey Direktifinin 3. maddesine uygun olarak belli bazı
şartlara tâbi kılmıştır. Bu şartlardan bilhassa malî nitelikte olanların
Anayasanın 48. maddesinde teminat altına alınan çalışma özgürlüğünü ekonomik
gerekçelerle sınırladıkları görülmektedir. Anayasanın 13. maddesi gereği sadece
Kanunla sınırlanması mümkün olan bu nevi temel hak ve hürriyetlerin,
Yönetmelikle bir takım şartlara bağlanması mümkün değildir.
Yönetmeliğin, 96/26/AT sayılı Konsey Direktifinin 3. maddesinde öngörülmediği
halde, yetki belgesi için özmal taşıt şartını ve taşıma faaliyetlerinin icrası
için özmal veya sözleşmeli taşıtların kullanımı şartını arayan maddelerinin
kaynak israfına yol açacağı da muhakkaktır. Acentelerin belli sayıda müşteri
ile sözleşme yapacaklarına dair Kanun ve Yönetmelik hükümlerinin Anayasanın 48.
maddesine aykırı olduğu ve böyle bir sınırlandırmayı haklı kılan bir gerekçenin
bulunmadığı da ortadadır. Bu sınırlandırma karşısında, acenteler arasında
serbest rekabetin işletildiğini söylemeye imkân yoktur. Yönetmeliğin, hizmet
şartlarını belirleyeceği taşıma işleri işletmecilerinin kapsamını Kanunun 34.
maddesine aykırı genişletmesinin hukukî bir dayanağı da bulunmamaktadır.
96/26/AT sayılı Konsey Direktifinin sadece taşımacıları kapsaması karşısında,
Yönetmeliğin bu kapsamı genişletmesini ihtiyatla karşılamak gerekir.
4) Taşıma işlerinde istihdam edilenlerin niteliklerini, haklarını ve
sorumluluklarını saptamak: Kanun ve Yönetmelikte taşıma işlerinde istihdam
edilenler hakkında yeterli düzenlemeye yer verilmemesi bir eksikliktir. Bu
eksikliğin Avrupa Birliği normlarıyla giderilmesi gerekmektedir.
5) Karayolu taşımalarının, diğer taşıma sistemleri ile birlikte ve birbirlerini
tamamlayıcı olarak hizmet vermesini ve mevcut imkânların daha yararlı bir
şekilde kullanılmasını sağlamak: Kanun ve Yönetmeliğin, bu konuyla yeterince
ilgilendiği söylenemez. Aksine, taşıma işleri organizatörlerinin, mutlaka özmal
taşıta sahip olması zorunlu kılınarak ve taşıma işleri komisyoncularının
taşımacı yetki belgesi almadan taşımacılıkla uğraşması yasaklanmak suretiyle
mevcut imkânların rasyonel bir şekilde kullanılması engellenmiştir.
6) Ulaştırma Bakanlığının, Kanun ve Yönetmeliği doktrinde ve sektörde yapılan
eleştirileri ve Avrupa Birliği düzenlemelerini de dikkate alarak, tekrar ele
almasının ve değerlendirmesinin, Kanun ve Yönetmeliği hazırlarken gösterdiği
çabaları daha da anlamlı kılacağı görüşümdeyim.